Devletlerin Eylemsizliği Hukuki Sorumluluğa Yol Açabilir
Birleşmiş Milletler’in yargı organı olan Uluslararası Adalet Divanı (CIJ), 23 Temmuz 2025 tarihinde verdiği danışma görüşüyle devletlerin iklim değişikliğiyle mücadelede artık yalnızca siyasi değil, aynı zamanda uluslararası hukuki sorumluluklar taşıdığını açıkça ortaya koydu.
Divan, Vanuatu’nun girişimiyle Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından Mart 2023’te kendisine yöneltilen iki soruya yanıt verdi. Bu sorular, devletlerin bugünkü ve gelecekteki nesiller açısından iklim sistemini koruma yönündeki yükümlülüklerini ve bu yükümlülüklerin ihlali halinde doğacak hukuki sonuçları kapsıyordu. CIJ, görüşünde devletlerin çevreye yönelik ciddi zararları önleme yükümlülüğüne sahip olduklarını ve bu yükümlülüklerin yalnızca çok taraflı anlaşmalardan değil, aynı zamanda uluslararası teamül hukukundan da kaynaklandığını vurguladı.
Karar, bağlayıcı olmamakla birlikte, uluslararası çevre hukuku açısından önemli bir referans noktası oluşturuyor ve iklim değişikliği konusundaki devlet sorumluluğu anlayışına yeni bir boyut kazandırıyor.
Kararın Arka Planı ve Gelişim Süreci
Uluslararası Adalet Divanı’nın 23 Temmuz 2025 tarihli danışma görüşü, 29 Mart 2023 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun aldığı 77/276 sayılı kararla başlatılan sürecin sonucudur. Bu karar, Pasifik’te yer alan ve yükselen deniz seviyeleri nedeniyle varoluşsal tehdit altında bulunan Vanuatu’nun öncülüğünde, 130’dan fazla ülkenin desteğiyle kabul edilmiştir.
Genel Kurul, CIJ’ye iki temel soru yöneltmiştir:
- Uluslararası hukuka göre devletlerin, iklim sistemini ve çevrenin diğer bileşenlerini, insan faaliyetlerinden kaynaklanan sera gazı emisyonlarına karşı koruma yönünde mevcut ve gelecek kuşaklara yönelik yükümlülükleri nelerdir?
- Bu yükümlülüklere uyulmaması durumunda, özellikle iklim krizinden en çok etkilenen devletler açısından, doğabilecek hukuki sonuçlar nelerdir?
Divan, bu soruları 12 günlük kamuya açık oturumlar ve 91 devletin yanı sıra çok sayıda bölgesel ve uluslararası kuruluşun yazılı ve sözlü sunumları doğrultusunda değerlendirmiştir. Süreç boyunca BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC), Kyoto Protokolü ve Paris Anlaşması başta olmak üzere çok sayıda uluslararası belgeyi dikkate almıştır.
Kararın açıklanması, Lahey’deki Barış Sarayı’nda, CIJ Başkanı Iwasawa Yuji’nin kamuya açık oturumda görüş metnini okumasıyla gerçekleşmiştir. Başkan Iwasawa, iklim değişikliğini “acil ve varoluşsal bir tehdit” olarak nitelendirerek, çevresel zararın sadece doğal ekosistemleri değil, insan haklarını da doğrudan etkilediğini belirtmiştir.
Kararın İçeriği: Hukuki Dayanak ve Sonuçlar
Uluslararası Adalet Divanı, danışma görüşünde devletlerin iklim değişikliğiyle mücadeleye yönelik yükümlülüklerini uluslararası hukuk bağlamında sistematik olarak değerlendirmiştir. Karar, özellikle üç temel hukuki dayanak üzerinden şekillenmiştir: çok taraflı çevre anlaşmaları, uluslararası teamül hukuku ve insan hakları hukuku.
a) Çok Taraflı Anlaşmalardan Doğan Yükümlülükler
Divan, başta Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (1992), Kyoto Protokolü (1997) ve Paris Anlaşması (2015) olmak üzere çeşitli çevre anlaşmalarına atıfla şu yükümlülükleri belirlemiştir:
- Devletler, sera gazı emisyonlarını azaltmak ve iklim değişikliğine uyum sağlamak üzere gerekli önlemleri alma yükümlülüğü altındadır.
- Paris Anlaşması kapsamında, küresel sıcaklık artışını 1,5 °C ile sınırlandırma hedefi yönünde ilerlemek için ulusal katkı beyanlarını (NDC) hazırlamak, güncellemek ve uygulamak zorundadırlar.
- Taraf devletler ayrıca teknoloji transferi, mali destek ve kapasite geliştirme dahil olmak üzere iş birliğini geliştirme yükümlülüğü altındadır.
b) Uluslararası Teamül Hukuku Kapsamındaki Yükümlülükler
Divan’a göre, devletlerin çevreye ciddi zararları önleme yükümlülüğü yalnızca sözleşmelerden değil, uluslararası teamül hukukundan da kaynaklanmaktadır. Bu bağlamda şu esaslar öne çıkmıştır:
- Devletler, kendi yetki alanlarında veya denetimleri altındaki faaliyetlerin çevreye ciddi zarar vermesini engellemek için “gereken özeni gösterme” yükümlülüğüne sahiptir.
- İhtiyat ilkesi uyarınca, kesin bilimsel kanıtın yokluğu, önleyici önlem almaktan kaçınmak için gerekçe olamaz.
- Çevresel zararları önlemek amacıyla, devletler arasında sürekli ve iyi niyete dayalı iş birliği yükümlülüğü mevcuttur.
c) İnsan Hakları Boyutu
Divan, iklim krizinin doğrudan ve dolaylı şekilde temel insan haklarını etkilediğini kabul ederek, devletlerin insan haklarını koruma yönündeki pozitif yükümlülükleri kapsamında:
- İklim sisteminin korunması için gerekli önlemleri almaları gerektiğini,
- Bu yükümlülüğün, özellikle savunmasız gruplar ve gelecekteki kuşaklar açısından yaşamsal bir anlam taşıdığını belirtmiştir.
d) Hukuki Sonuçlar
CIJ, bu yükümlülüklere uyulmamasının devletler açısından “uluslararası hukuka aykırı bir fiil” teşkil edeceğini açıkça ifade etmiştir. Bu durumda:
- Devletin, hukuka aykırı fiili sona erdirmesi,
- Aynı ihlalin tekrarını önlemeye yönelik güvence vermesi,
- Zarar gören devletlere tazminat, iade veya memnuniyet (satisfaction) sağlaması yükümlülükleri doğabilir.
Bu bağlamda, CIJ kararında şu net ifadelere yer verilmiştir:
“Bir devletin yukarıda tanımlanan yükümlülükleri ihlal etmesi, uluslararası hukuka aykırı bir fiil teşkil eder ve bu fiilin yol açtığı zararlardan dolayı sorumluluk doğar.”
Kararın Sembolik ve Politik Etkisi
Uluslararası Adalet Divanı tarafından verilen danışma görüşü, hukuken bağlayıcı olmasa da normatif etkisi son derece güçlü bir nitelik taşımaktadır. BM Şartı’nın 96. maddesi ve CIJ Statüsü’nün 65. maddesi uyarınca verilen danışma görüşleri, taraflar için doğrudan bir yükümlülük doğurmaz. Ancak bu tür görüşler, uluslararası hukukun yorumlanmasında ve gelişiminde belirleyici rol oynayabilmektedir.
CIJ’nin 23 Temmuz 2025 tarihli görüşü, özellikle çevre hukuku ve devlet sorumluluğu alanında içtihat oluşturma potansiyeline sahip bir belge niteliği taşımaktadır. Ulusal yüksek mahkemelerden bölgesel insan hakları mahkemelerine kadar çok sayıda yargı organının bu görüşe atıf yapması beklenmektedir. Özellikle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Inter-American Court of Human Rights ve Afrika İnsan ve Halkların Hakları Mahkemesi gibi kurumlar için referans teşkil edebilir.
Ayrıca bu karar, halihazırda dünyanın farklı bölgelerinde görülmekte olan yaklaşık 3.000 iklim davası açısından da yol gösterici niteliktedir. Hukuki sorumluluğun sınırları, zararların tazmini, hükümetlerin enerji politikaları ve çevre düzenlemeleri gibi konularda CIJ görüşünün etkisinin hissedilmesi beklenmektedir.
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri António Guterres, kararın açıklanmasının ardından yaptığı video mesajında bu gelişmeyi şu sözlerle değerlendirmiştir:
“Uluslararası Adalet Divanı’nın bu tarihi danışma görüşü, iklim adaleti yolunda önemli bir dönüm noktasıdır. Devletlerin iklim sistemini korumakla yükümlü olduğunu açıkça ortaya koymuştur.”
Aynı şekilde, başvuruyu ilk kez gündeme getiren Vanuatu’nun İklim Değişikliği Bakanı Ralph Regenvanu da şu açıklamayı yapmıştır:
“Bu yalnızca bizim mücadelemiz değil, gelecek kuşakların da sesidir. Bu görüş, iklim adaletine dair anlatıyı dönüştürecek.”
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, 2021 yılı itibarıyla Paris Anlaşması’na taraf olmuştur. 2053 yılı için net sıfır emisyon hedefini açıklamış, 2023 yılında ise Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi kapsamında güncellenmiş Ulusal Katkı Beyanı’nı (NDC) sunmuştur. Bu beyana göre Türkiye, 2030 yılına kadar emisyonlarını “referans senaryoya göre” yüzde 41 oranında azaltmayı taahhüt etmiştir. Bu bağlamda Türkiye, CIJ tarafından danışma görüşünde belirtilen yükümlülüklerin büyük kısmına hali hazırda taraf durumdadır.
Uluslararası Adalet Divanı’nın görüşü, doğrudan bağlayıcı olmasa da, Türkiye’nin hem dış politikada hem iç hukukta iklimle ilgili yükümlülüklerini değerlendirme biçimini etkileyebilir. Görüşte özellikle vurgulanan “önleme yükümlülüğü”, “gereken özeni gösterme”, “bilimsel belirsizlik hâlinde dahi harekete geçme” ve “iyi niyetli iş birliği” gibi ilkeler, Türk hukuk sisteminde hem anayasa hem de idare hukuku bakımından dikkate alınabilecek yorum yolları sunmaktadır.
Ayrıca, Türkiye’de son yıllarda artan çevre temelli idari davalar ile sivil toplumun hukuki müdahaleleri göz önüne alındığında, bu kararın Türkiye’deki yargı organlarında özellikle Anayasa’nın 56. maddesi (sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkı) çerçevesinde değerlendirilmesi mümkündür. Mahkemeler, CIJ görüşünü uluslararası içtihat olarak referans alabilir.
Bunun yanında, CIJ’nin görüşü, Türkiye’nin özellikle enerji, ulaşım ve sanayi yatırımlarındaki çevresel etki değerlendirme (ÇED) süreçlerini de dolaylı olarak etkileyebilir. Yatırım kararlarında iklim üzerindeki etkilerin öngörülmesi, azaltılması ve telafi edilmesi, artık yalnızca çevre politikası değil, uluslararası hukuka uyumun da bir parçası olarak görülebilecektir.
Türkiye açısından bu görüş, iklim diplomasisinin yanı sıra ulusal düzenlemelerde sürdürülebilir kalkınma ilkesine dayalı yaygın projelerin geliştirilmesi ve bilinçli danışmanlıklarla ilerlenmesinin önemine işaret etmektedir.
İklim İçin Tarihi Uyarı: Devletler Hukuken de Hesap Verebilir
Uluslararası Adalet Divanı’nın 23 Temmuz 2025’te açıkladığı danışma görüşü, iklim krizinin artık yalnızca siyasi tartışma konusu değil, doğrudan uluslararası hukuk kapsamına giren bir sorumluluk alanı olduğunu açıkça ortaya koydu. Divan, devletlerin çevresel zararları önleme ve iyi niyetle iş birliği yapma yükümlülüklerini hem sözleşmeler hem de uluslararası teamül hukuku çerçevesinde değerlendirdi. Görüş, bu yükümlülüklere uyulmamasının “uluslararası hukuka aykırı bir fiil” oluşturacağını ve bu durumda devletlerin sorumluluk taşıyacağını belirtti.
Görüş bağlayıcı değil; ancak normatif gücü, ulusal ve uluslararası yargı mekanizmalarında yıllar boyunca etkisini gösterecek nitelikte. Özellikle artan iklim davaları, yeni enerji politikaları ve çevre düzenlemeleri üzerinde doğrudan etkisi olabilecek bir metin ortaya çıkmış durumda.
CIJ’nin kararı, küresel düzeyde artan çevre tahribatına karşı devletlerin yalnızca ahlaki değil, hukuki açıdan da hesap verebilir olduğunu hatırlatıyor.
Bu Yazı Hangi Sürdürülebilir Kalkınma Amaçlarına Hizmet Ediyor?










