Yapay Zekâ, Kalkınmanın Yeni Altyapısı mı?

Anasayfa 5 Blog 5 Yapay Zekâ, Kalkınmanın Yeni Altyapısı mı?
ADR Istanbul

ADR Istanbul

ADRIstanbul kurum, kuruluşlar, yatırımcılar, işverenler, devletler arasındaki özel hukuk uyuşmazlıklarında kalıcı, sürdürülebilir, katma değeri yüksek anlaşmalara hızla ulaşılması için servis veren bir platformdur.

28 Kas 2025

Yapay Zekâ, Kalkınmanın Yeni Altyapısı mı

Dünya Bankası’ndan 2025 İçin 4C Stratejisi

Yapay zekâ artık yalnızca teknolojik ilerlemenin değil, ekonomik kalkınmanın ve toplumsal dönüşümün de merkezinde yer alıyor. Dünya Bankası’nın yayımladığı “Digital Progress and Trends Report 2025: Strengthening AI Foundations” başlıklı rapor, yapay zekânın gelişmiş ülkelerde yoğunlaşan bir Ar-Ge alanı olmanın ötesine geçerek, düşük ve orta gelirli ülkeler için de somut bir kalkınma aracına dönüştüğünü ortaya koyuyor.

Raporun en dikkat çekici bulgularından biri, “Small AI” adı verilen, düşük maliyetli ve mobil cihazlarla çalışan uygulamaların; tarım, sağlık ve eğitim gibi alanlarda sunduğu hızlı ve erişilebilir çözümler. Bu yeni nesil teknolojik çözümler, geleneksel altyapı yatırımlarının sınırlı olduğu bölgelerde bile etkili sonuçlar doğurabiliyor. Ancak Dünya Bankası’na göre bu dönüşümün kalıcı, kapsayıcı ve adil olabilmesi için yalnızca teknolojiye değil; altyapıya, insan kaynağına, veriye ve yönetişim sistemlerine de yatırım yapılması gerekiyor.

Tam da bu noktada raporun merkezine yerleştirilen dört temel dayanak öne çıkıyor: bağlantı (connectivity), hesaplama kapasitesi (compute), bağlamsal veri (context) ve dijital yetkinlikler (competency). Bu dört unsur, yapay zekânın yalnızca geliştirilen bir teknoloji değil; aynı zamanda kalkınmayı şekillendirecek stratejik bir zemin olduğunu ortaya koyuyor.

Small AI: Gelişmekte Olan Ülkeler İçin Dönüştürücü Bir Araç

Yapay Zekâ, Kalkınmanın Yeni Altyapısı mıYüksek maliyetli altyapılara, büyük veri merkezlerine veya gelişmiş araştırma laboratuvarlarına sahip olmadan da yapay zekâdan faydalanmak mümkün mü? Dünya Bankası’nın 2025 raporu bu soruya net bir yanıt veriyor: Evet, mümkün. Üstelik bu yanıt yalnızca teorik değil; gelişmekte olan ülkelerde halihazırda uygulanmakta olan pratik örneklerle destekleniyor.

Raporda “Small AI” olarak adlandırılan yapay zekâ çözümleri, özellikle düşük ve orta gelirli ülkelerde büyük yatırımlara ihtiyaç duymadan hızlı ve etkili dönüşümler yaratabiliyor. Small AI, yüksek hesaplama kapasitesine gerek duymayan, genellikle mobil cihazlarda çalışan ve yerel ihtiyaçlara doğrudan yanıt verebilen uygulamalardan oluşuyor. Bu tür çözümler sayesinde sağlık taramalarından tarımsal üretim takibine, temel eğitim materyallerine erişimden dijital okuryazarlık eğitimlerine kadar birçok alanda toplumsal fayda sağlanabiliyor.

Özellikle raporda öne çıkan üç temel alanda — sağlık, tarım ve eğitim — bu çözümlerin etkisi dikkat çekici. Örneğin kırsal bölgelerde mobil cihazlarla çalışan bir AI tabanlı sağlık uygulaması, ilk basamak tanı hizmetlerini destekleyerek uzman doktor erişimi olmayan bölgelerde yaşam kurtarıcı rol üstlenebiliyor. Benzer şekilde, uydu verilerini analiz eden basit AI uygulamaları, çiftçilere verim tahmini ve sulama önerileri sunabiliyor. Eğitim alanında ise dil tanıma ve öğrenme destek sistemleri, düşük bütçeli okullarda bile dijital öğrenme olanaklarını artırabiliyor.

Bu modellerin ortak özelliği, “azla çok başarmak”. Yüksek teknolojili ancak düşük maliyetli çözümlerle, bugüne kadar erişilemeyen topluluklara ulaşmak mümkün hâle geliyor. Üstelik bu uygulamaların çoğu açık kaynaklı altyapılarla geliştirildiğinden, yerel geliştiricilerin katkı sunmasına da imkân tanıyor. Bu da teknolojik dışa bağımlılığı azaltan, yerelleştirmeyi teşvik eden bir yaklaşımın önünü açıyor.

Ancak Small AI’nın potansiyelinden tam anlamıyla yararlanabilmek için bu çözümlerin sadece bireysel düzeyde kalmaması, kurumsal, sektörel ve kamusal hizmetlerle bütünleştirilmesi gerekiyor. Aksi hâlde bu uygulamalar geçici faydalar sunan yalıtılmış girişimlerden öteye geçemez.

Küresel AI Dengesizlikleri ve Dijital UçurumYapay Zekâ, Kalkınmanın Yeni Altyapısı mı

Yapay zekâ, bir yandan ekonomik büyüme ve verimlilik için yeni fırsatlar sunarken, diğer yandan mevcut küresel eşitsizlikleri derinleştirme riski taşıyor. Dünya Bankası’nın 2025 raporuna göre yapay zekâ inovasyonu, yatırımı ve teknik kapasitesi büyük ölçüde yüksek gelirli ülkelerde yoğunlaşıyor. Bu durum, teknolojiye erişim açısından zaten geride olan ülkelerin, dijital çağda da benzer bir dezavantajla karşı karşıya kalmasına neden oluyor.

Rakamlar çarpıcı: 2025 itibarıyla dünyadaki tüm önde gelen AI modellerinin yüzde 87’si, AI start-up’larının yüzde 86’sı ve yapay zekâ girişimlerine yapılan toplam yatırımın yüzde 91’i yüksek gelirli ülkelerde yoğunlaşmış durumda. Buna karşılık, düşük ve orta gelirli ülkeler (Çin ve Hindistan hariç tutulduğunda) dünya genelindeki AI yatırımlarının yalnızca yüzde 4’üne sahip. Aynı şekilde, yapay zekâ ile ilgili patentlerin ve araştırma yayınlarının da büyük bölümü küresel kuzeyde üretiliyor.

Bu tablo, yalnızca teknolojik bir farkı değil, aynı zamanda ekonomik ve politik güç dengesini de yansıtıyor. Yapay zekâ alanında yaşanan bu yoğunlaşma, teknolojik kapasiteye sahip ülkelerin daha hızlı ilerlemesine imkân tanırken, geri kalan ülkelerin bu yarışta geride kalmasına yol açıyor. Bu da uzun vadede hem küresel kalkınma hedeflerini tehdit ediyor hem de teknolojik bağımlılığı artırıyor.

Raporda dikkat çeken bir diğer unsur, bireysel kullanım oranlarındaki eşitsizlik. 2025 verilerine göre, ChatGPT gibi yaygın yapay zekâ araçlarının trafiğinin yüzde 40’ından fazlası orta gelirli ülkelerden geliyor. Ancak düşük gelirli ülkeler bu trafiğin yüzde 1’inden daha azını oluşturuyor. Bunun temel nedeni olarak da internet erişiminin sınırlılığı, yüksek cihaz maliyetleri ve dijital okuryazarlık eksikliği gösteriliyor.

Sadece erişim değil, hesaplama gücü (compute capacity) ve veri altyapısı (data context) da bu uçurumu derinleştiriyor. Örneğin, 2024 itibarıyla Amerika Birleşik Devletleri’ndeki güvenli internet sunucularının sayısı, orta gelirli ülkelerdeki ortalamanın 200 katı; düşük gelirli ülkelerdekinin ise tam 20.000 katı. Benzer şekilde, HIC (High Income Countries) kategorisinde yer alan ülkelerde 5G erişimi %84’e ulaşmışken, düşük gelirli ülkelerde bu oran sadece %4 seviyesinde kalıyor.

Bu fark yalnızca teknolojiye değil, onu kullanabilme ve geliştirebilme yeteneğine de yansıyor. Ve burada sadece bireylerin değil, şirketlerin ve kamu kurumlarının da ciddi yapısal eksikliklerle karşı karşıya olduğu görülüyor. Örneğin, bazı ülkelerde kamu kurumları yapay zekâ araçlarını henüz aktif olarak entegre edemezken, bazı özel şirketler bile veri koruma, etik standartlar ve regülasyon eksikliği nedeniyle yapay zekâ entegrasyonunu ertelemek zorunda kalıyor.

Raporun bu bölümü açıkça gösteriyor ki yapay zekâ sadece bir inovasyon meselesi değil; aynı zamanda erişim, güç ve kaynak adaleti meselesidir. Ve bu adaletin sağlanamaması hâlinde, mevcut dijital uçurum yeni biçimlerde derinleşmeye devam edecektir.

Yapay Zekânın Temel Dayanakları: 4C Modeli

Dünya Bankası’nın 2025 raporu, yapay zekânın etkili, kapsayıcı ve sürdürülebilir biçimde kalkınmaya katkı sunabilmesi için dört temel alanda eş zamanlı yatırım yapılması gerektiğini savunuyor. Bu dört unsur; bağlantı (connectivity), hesaplama kapasitesi (compute), bağlamsal veri (context) ve yetkinlik (competency) olarak tanımlanıyor. Rapor bu modeli, yapay zekânın “temel altyapısı” olarak nitelendiriyor. Bu unsurlardan herhangi birinin zayıf kalması hem teknolojik dönüşümün kapsayıcılığını sınırlıyor hem de yapay zekâya dayalı kamu ve özel sektör uygulamalarının sürdürülebilirliğini tehdit ediyor.

1. Connectivity – Dijital Erişim ve Altyapı

Bağlantı, yapay zekânın herhangi bir düzeyde varlık gösterebilmesi için en temel gereklilik. İnternet erişimi, enerji altyapısı ve cihazlara ulaşım, bu başlığın ana bileşenleri arasında yer alıyor. Rapor, dünya genelinde internet kullanımının artmasına rağmen, hız, maliyet ve erişim kalitesi bakımından ülkeler arasında derin farklılıklar bulunduğunu ortaya koyuyor.

2024 verilerine göre, yüksek gelirli ülkelerde internet kullanım oranı %93 iken, düşük gelirli ülkelerde bu oran sadece %27 seviyesinde. Dahası, veri kullanımı ve 5G erişimi gibi göstergelerde de uçurum giderek büyüyor. 5G şebekesiyle kapsama oranı HIC’lerde %84’e ulaşmışken, düşük gelirli ülkelerde %4’ün altında kalıyor. Bu fark yalnızca bireysel internet erişimini değil; aynı zamanda eğitimden sağlığa, dijital kamu hizmetlerinden özel sektör dijitalleşmesine kadar geniş bir alanı etkiliyor.

2. Compute – Hesaplama Gücü ve Altyapı

Yapay zekâ sistemlerinin eğitilmesi, çalıştırılması ve hizmete sunulması için ciddi hesaplama gücü gereklidir. Bu güç; çipler, sunucular, veri merkezleri ve bulut altyapısı üzerinden sağlanır. Ancak bu kaynakların küresel dağılımı oldukça dengesizdir.

2024 itibarıyla güvenli internet sunucularının yarısından fazlası yalnızca ABD’de yer alırken, diğer yüksek gelirli ülkeler toplamın %41’ini oluşturuyor. Geriye kalan %9’luk bölüm ise tüm düşük ve orta gelirli ülkelere ait. Rapor, ABD’nin orta gelirli ülkelere kıyasla kişi başına 200 kat, düşük gelirli ülkelere kıyasla ise 20.000 kat daha fazla sunucuya sahip olduğunu belirtiyor. Bu fark, sadece teknik bir sınırlama değil; aynı zamanda küresel AI pazarında kimin söz sahibi olduğunu belirleyen yapısal bir eşitsizliktir.

3. Context – Yerel ve Anlamlı Veri

Yapay zekânın etkili olabilmesi, yalnızca teknik kapasiteyle değil; beslendiği verinin kalitesi ve bağlamsallığıyla da ilgilidir. Farklı dil, kültür, toplumsal yapı ve ihtiyaçları anlamayan sistemler, kullanıcıya fayda sunmak yerine önyargı ve yanlış yönlendirme riski taşıyabilir.

Rapor, çevrim içi içeriğin büyük bölümünün hâlâ İngilizce üretildiğini, düşük ve orta gelirli ülkelerde yerel dile ve bağlama uygun veri üretiminin yetersiz kaldığını vurguluyor. Bu durum, yapay zekânın bu ülkelerde sınırlı etki yaratmasına yol açıyor. Dahası, yeterince çeşitlendirilmemiş veri setleri, sosyal önyargıların algoritmalara taşınmasına ve pekiştirilmesine neden olabiliyor. AI’nin kapsayıcı ve adil biçimde gelişebilmesi için, yerel bilgi üretiminin teşvik edilmesi ve dijital içerik çeşitliliğinin artırılması büyük önem taşıyor.

4. Competency – Dijital Beceri ve İnsan Kaynağı

Yapay zekâ yalnızca makinelerle değil, onları geliştiren, kullanan ve denetleyen insanlarla anlam kazanır. Bu nedenle insan kaynağına yatırım, raporun en çok üzerinde durduğu alanlardan biri. Eğitim, dijital okuryazarlık, teknik beceri geliştirme ve yaşam boyu öğrenme gibi alanlarda atılacak adımlar, hem bireysel kalkınmayı destekliyor hem de ülkelerin yapay zekâ kapasitesini artırıyor.

2021–2024 arasında özellikle orta gelirli ülkelerde GenAI becerilerine olan talep %16 oranında artmış durumda. Ancak bu talebi karşılayacak nitelikli iş gücünün varlığı sınırlı. Yüksek beceriye sahip çalışanların başka ülkelere göç etmesi de (özellikle yazılım ve mühendislik alanlarında) bu açığı daha da derinleştiriyor. Rapor, bu yetkinlik boşluğunun kapatılması için kamu politikalarının hızla yeniden düzenlenmesi gerektiğini savunuyor.

Politika Önerileri ve Stratejik Mesajlar: Yapay Zekâdan Toplumsal Faydaya

Yapay Zekâ, Kalkınmanın Yeni Altyapısı mıDünya Bankası’nın 2025 raporu, yalnızca yapay zekânın mevcut durumunu tespit etmekle kalmıyor; aynı zamanda ülkelerin bu teknolojik dönüşümü nasıl yöneteceği ve kalkınmaya nasıl entegre edeceği konusunda da kapsamlı politika önerileri sunuyor. Bu öneriler, “AI’nin toplumsal fayda üretme potansiyeli ancak planlı, adil ve uzun vadeli yaklaşımlarla gerçekleşebilir” anlayışına dayanıyor.

1. 4C Alanlarına Yönelik Yatırımlar Stratejik Öncelik Olmalı

Raporda en net vurgulardan biri, ülkelerin “AI ready” olabilmesi için 4C alanlarına öncelik vermesi gerektiği. Dijital bağlantı altyapısına yapılan kamu yatırımlarının artırılması, enerji erişiminin yaygınlaştırılması, yerel veri üretiminin teşvik edilmesi ve dijital becerilerin toplum genelinde yaygınlaştırılması, bu alanların başında geliyor.

Bu başlıklar yalnızca teknolojik gelişim açısından değil, aynı zamanda istihdamın yeniden şekillendirilmesi, kamusal hizmetlere eşit erişim, ekonomik kapsayıcılık gibi alanlarda da belirleyici rol oynuyor. Rapor, bu alanlara yapılan yatırımların yalnızca özel sektör değil, devletler tarafından da stratejik planlara entegre edilmesi gerektiğini vurguluyor.

2. Dijital Beceriler İçin Eğitim Reformu

Eğitim sistemlerinin mevcut yapısı, yapay zekâ çağının ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanıyor. Özellikle düşük ve orta gelirli ülkelerde dijital beceriler eğitim müfredatlarında sınırlı düzeyde yer bulabiliyor. Rapor, dijital yetkinliklerin erken yaşlardan itibaren eğitim sistemine entegre edilmesi, mesleki eğitim programlarının güncellenmesi ve yaşam boyu öğrenmenin desteklenmesi gerektiğini vurguluyor.

Ayrıca kadınlar, gençler ve kırsal bölgelerde yaşayan bireyler gibi grupların dijital eğitim olanaklarına erişimi özel olarak teşvik edilmeli. Aksi hâlde, var olan toplumsal eşitsizlikler dijitalleşme süreciyle daha da derinleşebilir.

3. Güvenilir ve Kapsayıcı Veri Yönetişimi

Yapay zekâ sistemlerinin etkili çalışabilmesi için güvenilir, çeşitli ve erişilebilir veri kaynaklarına ihtiyaç var. Ancak veri toplama, saklama ve işleme süreçlerinde etik, gizlilik ve güvenlik konularında ciddi riskler söz konusu. Rapora göre ülkeler, bu alanda etkili veri yönetişim çerçeveleri oluşturmalı hem özel sektörün hem de kamunun veri sorumluluğu şeffaf biçimde tanımlanmalı.

Aynı zamanda veri üretiminde yerelleşmeyi ve çeşitliliği teşvik eden politikaların geliştirilmesi öneriliyor. Bu, yalnızca teknik değil; aynı zamanda kültürel ve sosyal bir gereklilik. AI sistemlerinin, hizmet sunduğu toplulukların ihtiyaçlarını anlayabilmesi için o topluluklara ait bilgiyle beslenmesi şart.

4. Açık Kaynak ve Bölgesel İş Birlikleri Teşvik Edilmeli

Gelişmekte olan ülkelerin AI teknolojilerine erişimini artırmak için yalnızca altyapı değil; aynı zamanda iş birliği modelleri de önem taşıyor. Rapor, açık kaynak yazılımlar, ortak veri havuzları ve bölgesel teknoloji merkezleri gibi mekanizmaların artırılmasını öneriyor. Bu sayede hem maliyet düşürülebilir hem de teknoloji transferi kolaylaştırılabilir.

Özellikle bölgesel iş birlikleri sayesinde ülkeler arası bilgi paylaşımı ve ortak eğitim programları oluşturulabilir. Bu durum, yalnızca teknik kapasiteyi değil, aynı zamanda politik uyum ve diplomatik dayanışma gibi alanları da güçlendirebilir.

5. Yapay Zekâya Etik ve Sosyal Açıdan Hazırlıklı Olunmalı

Raporun son mesajı, teknolojik gelişmenin hızı ne olursa olsun, etik ilkelerin ve sosyal değerlere duyarlılığın geri planda kalmaması gerektiği. Yapay zekâ sistemlerinin karar süreçlerine dahil olması, yeni türde toplumsal riskler doğurabilir: algoritmik önyargılar, şeffaflık eksikliği, hesap verememe gibi. Bu nedenle ülkelerin sadece teknik değil, aynı zamanda yönetişim kapasitesi açısından da kendilerini güçlendirmeleri gerektiği belirtiliyor.

Bu kapsamda güvenilir, insan odaklı ve hesap verebilir AI sistemleri için çok paydaşlı yönetişim modelleri, denetim mekanizmaları ve bağımsız etik kurullar öneriliyor.

Kalkınma İçin Yapay Zekâ, Adalet İçin Altyapı

Dünya Bankası’nın 2025 tarihli raporu, yapay zekânın yalnızca teknolojik bir sıçrama değil; aynı zamanda küresel kalkınma ve toplumsal eşitlik açısından yeniden düşünülmesi gereken bir paradigma değişimi olduğunu ortaya koyuyor. AI, doğru politikalar ve altyapılarla desteklendiğinde; eğitim, sağlık, tarım ve kamu hizmetleri gibi temel alanlarda hızlı ve maliyet etkin çözümler sunabilir. Ancak bu potansiyelin hayata geçebilmesi için, ülkelerin yalnızca teknolojiye erişimi değil, onu geliştirme, denetleme ve yerel bağlamlara uyarlama kapasiteleri de güçlendirilmelidir.

Bağlantı, hesaplama gücü, bağlamsal veri ve dijital becerilerden oluşan 4C modeli; yapay zekânın adil, kapsayıcı ve sürdürülebilir biçimde gelişebilmesi için bir pusula niteliğindedir. Raporun ortaya koyduğu tablo, yüksek gelirli ülkeler ile geri kalan dünya arasındaki yapısal farkların yalnızca ekonomik değil; dijital kalkınma açısından da derinleşmekte olduğunu gösteriyor.

Bu nedenle yapay zekâya ilişkin stratejiler yalnızca teknik alanlara değil, aynı zamanda eğitim reformu, veri yönetişimi, açık kaynak politikaları ve etik denetim mekanizmaları gibi çok katmanlı alanlara odaklanmalı. Aksi hâlde, teknolojik ilerleme eşitsizliği azaltmak yerine artırabilir, kalkınma fırsatlarını yaymak yerine merkezileştirebilir.

ADRİstanbul’un Bu Alandaki Hizmetleriyle Tanışın

Dünya Bankası’nın 2025 raporu, yapay zekânın kalkınma hedeflerine ulaşmada önemli bir rol oynayabilmesi için yalnızca teknolojik değil, etik ve yönetişim temelli bir altyapının da gerekliliğine dikkat çekiyor. Bu doğrultuda, kurumların dijital dönüşüm süreçlerinde karşılaştığı belirsizlikler, veri kaynaklı gerilimler ve etik ikilemler, yeni nesil çözüm yöntemlerine olan ihtiyacı artırıyor.

ADRİstanbul, dijitalleşmenin getirdiği bu karmaşık dönüşüm sürecinde kurumlara etik, güvenilir ve sürdürülebilir çözümler sunar. Yapay zekâ sistemlerinin karar alma süreçlerinde artan rolü; gizlilik, şeffaflık ve hesap verebilirlik gibi ilkeleri daha da kritik hale getirirken, ADRİstanbul bu ilkeleri temel alan çözüm modelleriyle kurumların yanında yer alır.

Hizmet alanlarımız şunları kapsar:

Dijital dönüşüm ve veri yönetimi projelerinde kurum içi güven inşası ve paydaş iletişimi

  • Etik risk analizi ve kurumsal yönetişim sistemlerinin tasarımı
  • Veri etiği temelli arabuluculuk ve çatışma önleyici çözüm yaklaşımları
  • Gizlilik, açıklık ve hesap verebilirliği esas alan dijital arabuluculuk süreçleri
  • Sorumlu dijitalleşme politikalarının oluşturulmasına yönelik danışmanlık

ADRİstanbul, yalnızca dijital çatışmaların çözümüne değil, aynı zamanda kurumsal etik kapasitenin artırılmasına da katkı sunar. Bu sayede, teknolojik altyapının ötesinde, kurumların güven ve sorumluluk temelinde dönüşüm geçirmelerine destek olur.

Bu Yazı Hangi Sürdürülebilir Kalkınma Amaçlarına Katkı Sağlar?

Nitelikli Eğitim Sanayi, Yenilikçilik ve Altyapı Eşitsizliklerin Azaltılması Barış Adalet ve Güçlü Kurumlar Amaçlar İçin Ortaklıklar

Sık Sorular Sorular

1.“Small AI” ne demek ve neden Dünya Bankası bu kavrama önem veriyor?

“Small AI”, yüksek işlem gücü veya pahalı altyapılar gerektirmeyen, mobil cihazlarda çalışabilen ve yerel ihtiyaçlara göre özelleştirilebilen yapay zekâ çözümlerini ifade eder. Dünya Bankası, özellikle düşük ve orta gelirli ülkelerde bu tür çözümlerin tarım, eğitim ve sağlık gibi temel hizmetlere erişimi artırabileceğini vurguluyor. Bu model, düşük maliyetle yüksek etki yaratma potansiyeli taşıyor.

2. 4C modeli neden yapay zekâ gelişimi için kritik görülüyor?

4C modeli (Connectivity, Compute, Context, Competency) yapay zekânın adil ve sürdürülebilir biçimde gelişmesi için gerekli olan dört temel altyapıyı tanımlar. Rapor, bu unsurların dengesiz gelişmesinin, küresel ölçekte yeni bir dijital uçurum yaratabileceği uyarısında bulunuyor. Örneğin, veri merkezlerine ve eğitimli iş gücüne erişimi olmayan ülkeler AI’den fayda sağlayamıyor.

3. Yapay zekâ neden bazı ülkelerde ilerliyor, bazılarında geride kalıyor?

Çünkü yapay zekâ yalnızca yazılım değil; çipler, veri merkezleri, yüksek hızlı internet, çok dilli veri setleri ve nitelikli insan gücü gibi kaynaklara ihtiyaç duyuyor. Rapor, yapay zekâya dair yatırımların %90’ından fazlasının yüksek gelirli ülkelerde yoğunlaştığını, geri kalan ülkelerin ise genellikle kullanıcı konumunda kaldığını gösteriyor.

4. Rapor, kamu politikalarına dair ne tür öneriler sunuyor?

Dünya Bankası, ülkelerin dijital dönüşümü destekleyen kamu yatırımlarını ve yönetişim kapasitelerini güçlendirmeleri gerektiğini vurguluyor. Özellikle eğitim reformu, veri yönetişimi, açık kaynak destekleri ve bölgesel iş birlikleri, yapay zekânın eşitlikçi kullanımını sağlayacak temel adımlar olarak öne çıkıyor.

5. Etik ve güven temelli AI neden raporun gündeminde?

Rapor, yalnızca teknik kapasiteye değil, etik ilkelere ve kamu güvenine dayalı sistemler geliştirilmesi gerektiğini savunuyor. Şeffaflık, açıklanabilirlik ve hesap verebilirlik gibi değerlerin eksikliği, AI sistemlerinin sosyal güveni zedelemesine ve yanlış kararlar üretmesine neden olabilir. Bu nedenle etik yönetişim modelleri ve hesap verebilirlik mekanizmaları öneriliyor.

ADR Istanbul

ADR Istanbul

ADRIstanbul kurum, kuruluşlar, yatırımcılar, işverenler, devletler arasındaki özel hukuk uyuşmazlıklarında kalıcı, sürdürülebilir, katma değeri yüksek anlaşmalara hızla ulaşılması için servis veren bir platformdur.

28 Kas 2025

Diğer Yazılarımız

Acının Gölgesinde Arabuluculuk: Tanıklık Etmek, Taşımak Değil

Acının Gölgesinde Arabuluculuk: Tanıklık Etmek, Taşımak Değil

Simone Weil 1942'de şöyle yazdı: "Mutsuz olanların bu dünyada ihtiyaç duyduğu tek şey, kendilerine dikkatlerini verebilecek insanlardır. Bir ıstırap çekene gerçekten dikkat verebilmek son derece nadir ve güç bir şeydir; neredeyse bir mucizedir. Buna sahip olduğunu...

Bizi sosyal medyada da takip edin.