Ferda Canözer Paksoy, aktif arabulucu, uzman arabulucu eğitmeni, müzakere uzmanı ve şirketler için uyuşmazlık çözüm yönetimi danışmanı olarak 2007 yılından bu yana çalışmalarını sürdürmektedir.
Sürdürülebilirlik kavramı, uzun yıllar boyunca çevresel hedefler ve teknik çözümlerle tanımlandı. Oysa bugün gelinen noktada, asıl dönüşümün doğada değil, ilişkilerde yaşandığı görülüyor. Kurumlar, toplumlar ve bireyler arasındaki güven, adalet ve diyalog düzeyi; karbon emisyonları kadar belirleyici bir sürdürülebilirlik göstergesi haline geldi.
Bu yeni dönemde arabuluculuk, yalnızca bir uyuşmazlık çözüm yöntemi değil, sürdürülebilirlik anlayışının etik ve yönetişimsel bileşeni olarak öne çıkıyor. Çünkü sürdürülebilirlik, yalnızca çevreyle değil, insanla ve kurumlarla kurulan ilişkilerin de sürdürülebilir olmasını gerektiriyor.
Çatışmayı bir başarısızlık değil, yeniden inşa fırsatı olarak gören arabuluculuk, sürdürülebilir dönüşümün insani altyapısını kurar. Bu yaklaşım, kaynakların verimli kullanımının ötesine geçerek, kurumların karar alma biçimlerini, iletişim kültürlerini ve değer sistemlerini dönüştürür.
Sürdürülebilirlikte arabuluculuk, bir çevre politikası değil; etik bir yönetim biçimidir. Çünkü hiçbir yeşil dönüşüm, adalet duygusunu kaybetmiş bir sistemde kalıcı olamaz.
2025–2026 Sürdürülebilirlik Trendleri ve Arabuluculuğun Yeni Rolü
2025 yılı itibarıyla sürdürülebilirlik, kurumsal dünyada artık yalnızca çevresel performansla ölçülmüyor. Şirketlerin, kamu kurumlarının ve finansal sistemlerin başarısı, “nasıl bir etki yarattıkları” kadar, “bu etkiyi hangi süreçlerle yönettikleri” üzerinden değerlendiriliyor.
Bu dönüşüm, yalnızca üretim modellerini değil, yönetim ve iletişim biçimlerini de yeniden tanımlıyor.
Birleşmiş Milletler’in 2025 Sürdürülebilir Kalkınma İzleme Raporu’na göre, küresel ilerlemenin en yavaş seyrettiği alanlardan biri “barış, adalet ve güçlü kurumlar” (SKA 16) başlığı altında toplanıyor. Bu alan, çevre ve ekonomi kadar, kurumların çatışma yönetimi kapasitesine ve güven üretme becerisine de bağlı. OECD’nin 2025 Business Conduct Outlook raporu ise bu noktada açık bir çağrı yapıyor:
“Sürdürülebilirlik krizleri, yalnızca ekolojik değil; aynı zamanda yönetişimsel ve diyalojik krizlerdir.”
Yani sorun, iklimle sınırlı değil; kurumlar arası güven erozyonu ve paydaşlar arası iletişim zayıflığı da sürdürülebilirliğin önündeki en ciddi engellerden biri haline geldi.
Bu çerçevede arabuluculuk, sürdürülebilir dönüşümün yeni yönetişim aracına dönüşüyor.
IMI (International Mediation Institute) ve ICC (International Chamber of Commerce) 2024–2025 değerlendirmeleri, arabuluculuğu “sürdürülebilir kurum yönetiminin etik altyapısı” olarak tanımlıyor.
Bunun üç temel nedeni var:
Çok paydaşlı diyalog oluşturma becerisi: Arabuluculuk, çevresel ve sosyal anlaşmazlıklarda kamu, özel sektör, sivil toplum ve yerel toplulukları aynı masada buluşturabiliyor.
Kaynak verimliliği ve düşük karbon etki: Uzun yargı süreçlerinin yerine hızlı, uzaktan yürütülebilen müzakere modelleri, sürdürülebilir yönetimin çevresel ayak izini azaltıyor.
Etik yönetişim: Arabuluculuk, karar alma süreçlerine şeffaflık, adalet ve hesap verebilirlik kazandırıyor; bu da ESG performansının “yönetim” (governance) bileşenini güçlendiriyor.
Dünya Ekonomik Forumu’nun 2025 Global Risk Raporu, “iklim krizi, sosyal kutuplaşma ve kurumlara güven kaybı”nı birbirinden bağımsız değil, birbirini besleyen üç sistemik risk olarak tanımlıyor.
Bu üçlü risk döngüsünü kırmanın yolu, diyalog temelli çözüm mekanizmaları geliştirmekten geçiyor — yani arabuluculuğun özü olan süreçlerden.
Küresel düzeyde bu yaklaşımın yasal karşılıkları da oluşmaya başladı.
Avrupa Birliği’nin “Corporate Sustainability Due Diligence Directive (CSDDD)” taslağında, sürdürülebilirlik uyuşmazlıklarının çözümünde arabuluculuk öncelikli yöntem olarak öneriliyor.
Birleşik Krallık’ta ise Dr. Georgina Tsagas’ın 2025 tarihli önerisi, sürdürülebilirlik temelli uyuşmazlıklarda zorunlu arabuluculuk (mandatory mediation) modelinin yasal çerçeveye dâhil edilmesini savunuyor. Bu, “aile arabuluculuğu” benzeri bir yaklaşımın çevresel ve sosyal konulara uyarlanması anlamına geliyor.
Bu gelişmeler, sürdürülebilirlik gündeminin artık yalnızca çevre politikalarıyla değil, uyuşmazlık çözümü ve yönetişim modelleriyle de şekillendiğini gösteriyor.
Başka bir deyişle, sürdürülebilirliğin geleceği yalnızca enerji verimliliğiyle değil; diyalog verimliliğiyle de belirlenecek.
Sürdürülebilirlik Uyuşmazlıklarının Doğası: Yeni Nesil Çatışmalar
Sürdürülebilirlik, doğası gereği çok katmanlı bir kavramdır.
Ekonomi, çevre, toplum ve etik; aynı denklemde yer alır ancak çoğu zaman aynı önceliklerle hareket etmez. Bu nedenle sürdürülebilirlik alanındaki uyuşmazlıklar, klasik ticari veya hukuki çatışmalardan farklı bir yapıya sahiptir: daha çok aktör içerir, daha uzun vadeli etkiler üretir ve daha yüksek oranda değer çatışması barındırır.
1.Çatışmaların Kaynağı: Değerlerin Kesişimi
Bir çevre politikası tartışmasında, yalnızca ekonomik çıkarlar değil; toplumsal refah, yerel halkın yaşam biçimi, kültürel miras, hatta gelecek kuşakların hakları da devreye girer.
Bu durum, uyuşmazlıkların “hak temelli” bir boyut kazanmasına neden olur. OECD’nin 2025 Responsible Business Conduct raporuna göre, çevresel uyuşmazlıkların %64’ü, ekonomik çıkarla etik sorumluluk arasındaki dengenin kurulamadığı durumlarda ortaya çıkıyor.
Sürdürülebilirlik uyuşmazlıkları, bir şirketin karbon salımını azaltmaması kadar, bir topluluğun orman hakkını savunmasıyla da ilgilidir.
Bu nedenle her sürdürülebilirlik anlaşmazlığı, aynı zamanda bir güven ve temsil krizidir.
2.Paydaş Yoğunluğu: Çok Sesli Çatışmalar
Geleneksel ticari uyuşmazlıklarda taraflar bellidir: iki kurum, bir sözleşme, bir yükümlülük.
Oysa sürdürülebilirlik uyuşmazlıklarında tablo çok daha karmaşıktır.
Şirketler, yatırımcılar ve tedarikçiler,
Yerel yönetimler ve devlet kurumları,
Sivil toplum örgütleri, çevre aktivistleri ve topluluk temsilcileri,
Akademisyenler, medya ve kamuoyu aynı süreçte yer alabilir.
Bu çok seslilik, yalnızca hukuki değil, sosyolojik bir müzakere alanı yaratır.
Greenwashing iddiaları, madencilik projeleri, enerji yatırımları veya karbon kredilendirme süreçleri gibi örneklerde, çıkarlar kadar değer sistemleri de çarpışır.
Bu nedenle sürdürülebilirlik uyuşmazlıkları, yalnızca “ne yapılacağına” değil, “nasıl yapılacağına” dair bir etik tartışmadır.
3.Bilgi Asimetrisi: Bilim, Politika ve Algı
Bu tür çatışmaların bir diğer özelliği, bilimsel bilginin ve teknik verinin anlaşmazlıkların merkezinde yer almasıdır.
İklim değişikliği, karbon nötrlüğü, yaşam döngüsü analizi (LCA) veya biyoçeşitlilik etkisi gibi konular, yüksek düzeyde uzmanlık gerektirir.
Ancak taraflar arasında bilgiye erişim eşit değildir — şirketler teknik veriye sahipken, yerel topluluklar ve kamuoyu genellikle bu bilgiyi anlamakta zorlanır.
Bu da arabuluculuk süreçlerinde güven dengesini bozar.
MediatEur’un 2025 Sustainability Mediation Report’unda bu durum şöyle ifade edilir:
“Sürdürülebilirlik uyuşmazlıklarında sorun, verinin eksikliği değil; verinin adil dolaşım eksikliğidir.”
İşte tam bu noktada arabuluculuk, teknik bilgiyle insani iletişimi birleştirerek bilgi eşitliği sağlar.
Tarafların veriyi anlamasına, tartışmasına ve ortak zemin bulmasına imkân verir.
4.Zaman Boyutu: Kısa Vadeli Çıkar – Uzun Vadeli Etki
Bir sürdürülebilirlik çatışması genellikle anlık bir ekonomik karardan doğar, ancak etkisi nesiller boyunca sürer.
Bir baraj inşası, bir maden projesi, bir enerji yatırımı; bugünün yatırım kararını, yarının ekolojik dengesine taşır.
Bu nedenle bu uyuşmazlıkların çözümü, yalnızca şimdiki tarafların değil, gelecek paydaşların da çıkarlarını gözetmelidir.
Birleşmiş Milletler Çevre Programı’nın (UNEP) 2025 raporuna göre, bu tür uyuşmazlıkların çözümünde “intergenerational justice” (kuşaklar arası adalet) ilkesi giderek daha fazla kullanılmaktadır.
Arabuluculuk, bu ilkenin uygulanabildiği az sayıda yöntemden biridir. Çünkü masa, yalnızca bugünü değil, geleceği de kapsayacak şekilde kurulabilir.
Sürdürülebilirlik, yalnızca hedefler ve politikalarla değil; süreçlerle anlam kazanır.
Bir kurumun sürdürülebilirliği, onun kriz anlarında nasıl davrandığıyla ölçülür:
Hangi değerleri korudu, kimleri dahil etti, hangi yöntemleri seçti?
İşte bu noktada, arabuluculuk yalnızca bir uyuşmazlık çözüm yöntemi değil, kurumsal dayanıklılık mekanizmasıdır.
1.Arabuluculuk: Dönüşümün Yönetişim Aracı
Klasik hukuk süreçleri, “kazanan” ve “kaybeden” üretir.
Oysa sürdürülebilirlik, kazananın tek taraf olmadığı bir denklem ister.
Arabuluculuk, tam da bu nedenle sürdürülebilir yönetişim için ideal bir araçtır:
Taraflar arasında katılım temelli bir denge kurar,
Çözümü zorunluluktan değil, uzlaşıdan doğurur,
Enerji, zaman ve kaynak tasarrufu sağlar,
Kurumsal ilişki ağlarını koparmadan yeniler.
IMI (International Mediation Institute) 2025 Sustainability & ADR Report’a göre, arabuluculuk uygulayan kurumlar ESG değerlendirmelerinde “governance” (yönetişim) bileşeninde %23 daha yüksek skor elde ediyor.
Bu fark, sürecin doğasında yer alan etik ve şeffaflık temellerinden kaynaklanıyor.
2.Diyalog Ekonomisi: Güvenin Yeni Para Birimi
Sürdürülebilir dönüşümün başarısı, kurumların “diyalog kapasitesi” ile doğru orantılıdır.
Artık güven, bir soyut kavram değil; ölçülebilir bir değer.
Arabuluculuk, bu güvenin üretildiği zemini sağlar: taraflar birbirini yalnızca duymakla kalmaz, anlamaya başlar.
Dünya Ekonomik Forumu’nun 2025 raporunda geçen ifade çarpıcıdır:
OECD’nin 2025 Business Conduct Outlook verileri, arabuluculuğu sürdürülebilir kurumsal dönüşümün “hızlandırıcı mekanizması” olarak tanımlar.
Bunun üç temel nedeni vardır:
Kaynak etkinliği: Geleneksel uyuşmazlık süreçlerine kıyasla %40’a varan maliyet ve zaman tasarrufu sağlar.
İlişki sermayesi: Paydaş memnuniyetini artırarak uzun vadeli işbirlikleri yaratır.
Etik uyum: Şirketlerin etik standartlara ve sürdürülebilirlik ilkelerine entegrasyonunu hızlandırır.
Bu nedenle, birçok uluslararası kurum — özellikle enerji, finans, teknoloji ve altyapı sektörlerinde — sürdürülebilirlik stratejilerinde “ADR (Alternative Dispute Resolution)” yaklaşımlarını yapısal bir bileşen haline getirmiş durumda.
6.Arabuluculuk: Geleceğe Yönelik Yatırım
Sürdürülebilirlik yalnızca bugünün değerini korumak değil, geleceğin güvenini inşa etmektir.
Arabuluculuk, bu güveni kurumsal düzlemde ölçülebilir hale getirir.
Çatışmayı önlemek, sürdürülebilirliğin en az karbon nötrlüğü kadar kritik bir göstergesidir.
Bu yüzden arabuluculuk, artık yalnızca “hukukun alanı” değil; sürdürülebilirliğin dili haline geliyor.
Kurumsal Düzeyde Arabuluculuk: ESG, Paydaş Yönetimi ve Sürdürülebilir Yönetişim
Sürdürülebilirlik artık yalnızca çevre, sosyal sorumluluk veya itibar konusu değil; kurumsal yönetişimin ve risk yönetiminin ana bileşenlerinden biri haline geldi.
Bu dönüşümün en önemli eksenlerinden biri ise çatışma yönetimi kültürünün yeniden tasarlanması.
Kurumlar artık krizleri önceden öngören, paydaşlarıyla sürekli diyalog içinde olan ve etik süreçlerle yönetilen yapılara dönüşmek zorunda.
Sosyal boyut (S): Çalışan, tedarikçi, yerel topluluk gibi aktörlerin sesini sürece dahil eder.
Yönetişim boyutu (G): Kurumsal kararların etik, adil ve hesap verebilir biçimde alınmasını sağlar.
Bu nedenle arabuluculuk, ESG uygulamalarının yalnızca bir “risk azaltma aracı” değil;
sürdürülebilir yönetişimin omurgası olarak kabul edilmelidir.
2.Paydaş Yönetimi: Katılımın Kurumsal Biçimi
Kurumsal sürdürülebilirlik, paydaşların yalnızca bilgilendirildiği değil, sürece dahil edildiği modellerle mümkündür.
Arabuluculuk, bu katılımı yapılandırılmış bir zemine taşır.
Şirket, yatırımcı, yerel topluluk veya çalışan arasındaki anlaşmazlıkları birer “öğrenme süreci”ne dönüştürür.
Harvard Negotiation Project’in 2025 analizine göre, paydaş katılımı odaklı arabuluculuk süreçleri, şirketlerin uzun vadeli itibar puanlarını %30’a kadar artırıyor.
Çünkü güven inşa etmek, artık yalnızca iletişim değil; stratejik bir sermaye yatırımı olarak görülüyor.
Bu bağlamda arabuluculuk:
Paydaş diyaloğunu sistematik hale getirir,
Kurumsal itibar kaybı riskini azaltır,
Karar alma süreçlerinde şeffaflık sağlar,
Sürdürülebilir raporlamada etik veri üretir.
3.Arabuluculuk ve Kurumsal Dayanıklılık
Kurumlar, artık yalnızca çevresel veya ekonomik krizlere değil, güven krizlerine de hazırlıklı olmak zorunda.
Bir sürdürülebilirlik iddiası, en zayıf bağlamda test edilir — çalışanla, toplulukla, tedarikçiyle veya kamuoyuyla yaşanan bir çatışmada.
Arabuluculuk, bu testin başarıyla geçilmesini sağlar.
Kurumsal dayanıklılık, hızlı reaksiyonla değil; dengeli müzakereyle ölçülür. Bu nedenle birçok küresel kuruluş (KPMG, IFC, UNGC, WEF) 2026 strateji planlarında “kurumsal dayanıklılık” ve “sürdürülebilirlik yönetişimi” arasında doğrudan bağ kuruyor. Bu bağın merkezinde, çözüm kültürü yer alıyor — yani arabuluculuk.
4.Kurum İçi Arabuluculuk: Sürdürülebilir İnsan Yönetimi
Sürdürülebilir kurumların en güçlü yönü, insan sermayesini kaynaştırabilme becerisidir. İç arabuluculuk mekanizmaları (workplace mediation), çalışan bağlılığını artırır, tükenmişlik sendromunu azaltır ve üretkenliği yükseltir.
2025 Chartered Institute of Personnel and Development (CIPD) raporuna göre, kurum içi arabuluculuk sistemi uygulayan şirketlerde, çalışan bağlılığı ortalaması %22, çalışan devri oranı ise %18 düşmüştür.
Yani sürdürülebilir iş modeli, yalnızca dış paydaşları değil, iç barışı da gözeten modeldir.
5.Kurumsal Arabuluculuk Stratejisinin Bileşenleri
Sürdürülebilir kurumlar, arabuluculuğu rastlantısal değil, yapısal bir süreç olarak kurgular.
Bu yaklaşım dört temel adımda şekillenir:
Politika Entegrasyonu: Kurumsal sürdürülebilirlik politikalarına “çatışma çözümü çerçevesi” eklenmesi.
Eğitim ve Farkındalık: Yönetici ve çalışanlara arabuluculuk temelli iletişim becerileri kazandırılması.
Süreç Yönetimi: ESG risk haritalarına “çatışma olasılığı” göstergesinin dahil edilmesi.
İzleme ve Raporlama: Her arabuluculuk sürecinin çıktılarını sürdürülebilirlik raporlarına entegre etmek.
Bu dört adım, arabuluculuğu kurumsal sürdürülebilirliğin ölçülebilir parçası haline getirir.
Arabuluculuk, Sürdürülebilirliğin Sessiz Gücü
Sürdürülebilirlik, yalnızca çevresel hedeflerin ya da kurumsal stratejilerin toplamı değildir.
O, bir uygarlık refleksidir — krizleri yönetmekten çok, ilişkileri onarmayı seçen bir bilinçtir.
Ve bu bilincin en sessiz ama en güçlü aracı, arabuluculuktur.
Çünkü arabuluculuk, sürdürülebilirliğin görünmeyen altyapısını kurar:
Diyaloğun adaletle,
Adaletin etikle,
Etik duruşun güvenle buluştuğu bir zemin yaratır.
Bugünün kurumları yalnızca karbon emisyonlarıyla değil, çatışma yönetme biçimleriyle de değerlendiriliyor. Bir şirketin sürdürülebilirliği, artık yalnızca çevre politikalarında değil, çalışanına, paydaşına, topluma ve gezegene karşı kurduğu iletişim biçiminde ölçülüyor.
Arabuluculuk, bu iletişimin etik çerçevesidir. Her çözüm masası, bir sürdürülebilirlik eylemidir — çünkü kaynak tüketmeden, değer üreterek sonuca ulaşır.
2030’a giderken sürdürülebilirliğin önündeki en büyük engel çatışma değil, iletişimsizliktir.
ADR yaklaşımı, bu sessizliği dönüştürmenin en insani yoludur: Barışçıl, onarıcı, uzun ömürlü.
Sonuç olarak, sürdürülebilir dönüşümün başarısı yalnızca teknolojiyle değil, insanlıkla mümkündür. Ve arabuluculuk, o insanlığın en sakin ama en dirayetli sesidir.
ADR İstanbul’un Bu Alandaki Hizmetleri ve GreenADR Yaklaşımı
ADR İstanbul, sürdürülebilirlik odaklı uyuşmazlıklarda arabuluculuğu yalnızca bir çözüm yöntemi değil, sürdürülebilir yönetişimin ve etik dönüşümün bir aracı olarak ele alır.
GreenADR yaklaşımı ile çevresel, sosyal ve yönetişimsel etkileri bütüncül şekilde ele alır.
Sürdürülebilirlik anlaşmazlıklarında çok paydaşlı diyalog ortamlarının tasarlanması,
Kurumsal yönetişim ve etik riskler için çözüm süreçleri geliştirme,
Çevresel uyuşmazlıklar için GreenADR moderasyonu,
Kurum içi sürdürülebilirlik çatışmaları için yapılandırılmış arabuluculuk sistemleri,
ESG raporlamasına entegre edilebilecek sosyal etki verilerinin üretilmesi,
Karbonsuzlaştırılmış, dijital odaklı çözüm süreçleri ile çevresel ayak izinin azaltılması.
Bu Yazı Hangi Sürdürülebilir Kalkınma Amaçlarına Hizmet Ediyor?
Sık Sorulan Sorular
Sürdürülebilirlik uyuşmazlıkları neden klasik ticari uyuşmazlıklardan farklıdır?
Çünkü bu uyuşmazlıklar yalnızca ekonomik çıkarlarla değil; çevresel etki, toplumsal fayda, etik sorumluluk ve kuşaklar arası adalet gibi çok katmanlı değerlerle ilgilidir. Taraf sayısı fazladır, çözüm çok seslidir.
Arabuluculuk sürdürülebilirlik alanında nasıl bir rol oynar?
Arabuluculuk, paydaşlar arasında güven, şeffaflık ve anlamlı diyalog ortamı kurarak hem kısa vadeli çözüm sağlar hem de uzun vadeli sistemik dönüşüme katkı sunar.
ESG (Çevresel, Sosyal, Yönetişim) yaklaşımı ile arabuluculuk nasıl örtüşür?
Arabuluculuk, ESG’nin S (sosyal) ve G (yönetişim) boyutlarını doğrudan destekler; E (çevresel) boyutta ise çatışmaların proaktif çözümüne, kaynak verimliliğine ve düşük karbonlu süreçlere katkı sunar.
GreenADR nedir?
GreenADR, çevre odaklı, düşük karbon ayak izine sahip, dijital ve etik odaklı arabuluculuk süreçlerini ifade eder. ADR İstanbul bu yaklaşımı çevresel ve sürdürülebilirlik temelli uyuşmazlıklar için geliştirmiştir.
Sürdürülebilirlik raporlarına arabuluculuk süreci nasıl entegre edilir?
Her arabuluculuk süreci; sosyal etki, yönetişim performansı ve etik süreçler gibi ESG kriterlerine veri üretebilir. Bu veriler sürdürülebilirlik raporlarında şeffaflık ve hesap verebilirlik göstergesi olarak yer alabilir.
Ferda Canözer Paksoy, aktif arabulucu, uzman arabulucu eğitmeni, müzakere uzmanı ve şirketler için uyuşmazlık çözüm yönetimi danışmanı olarak 2007 yılından bu yana çalışmalarını sürdürmektedir.
Simone Weil 1942'de şöyle yazdı: "Mutsuz olanların bu dünyada ihtiyaç duyduğu tek şey, kendilerine dikkatlerini verebilecek insanlardır. Bir ıstırap çekene gerçekten dikkat verebilmek son derece nadir ve güç bir şeydir; neredeyse bir mucizedir. Buna sahip olduğunu...
Arabuluculuk başlıyor. Taraflar aynı masaya oturuyor. Arabulucu süreci anlatıyor, taraflar kısaca konuşuyor. Sonra kapılar kapanıyor. Artık herkes ayrı bir odada. Arabulucu mekik dokuyor: bir odadan diğerine, tekliften teklife, pozisyondan pozisyona. Türkiye'de bu...
Aile şirketlerindeki büyük krizlerin çoğu ani değildir. Bir günden öbürüne patlak vermez. Yıllarca küçük işaretler verir; bu işaretler çoğu zaman fark edilir ama "aile meselesi" olarak bir kenara bırakılır. Sonra bir gün, küçük bir karar tetikleyici olur ve iş artık...
We use cookies on our website to give you the most relevant experience by remembering your preferences and repeat visits. By clicking “Accept”, you consent to the use of ALL the cookies.
Bu web sitesi, web sitesinde gezinirken deneyiminizi iyileştirmek için tanımlama bilgileri kullanır. Bu çerezlerin dışında, gerektiği şekilde kategorize edilen çerezler, web sitesinin temel işlevlerinin çalışması için gerekli oldukları için tarayıcınızda saklanır. Ayrıca, bu web sitesini nasıl kullandığınızı analiz etmemize ve anlamamıza yardımcı olan üçüncü taraf çerezleri de kullanıyoruz. Bu çerezler yalnızca sizin izniniz ile tarayıcınızda saklanacaktır. Ayrıca, bu çerezlerden vazgeçme seçeneğiniz de vardır. Ancak bu çerezlerden bazılarını devre dışı bırakmak, tarama deneyiminizi etkileyebilir.
Necessary cookies are absolutely essential for the website to function properly. This category only includes cookies that ensures basic functionalities and security features of the website. These cookies do not store any personal information.
Web sitesinin çalışması için özellikle gerekli olmayabilecek ve özellikle analizler, reklamlar ve diğer gömülü içerikler yoluyla kullanıcı kişisel verilerini toplamak için kullanılan çerezler, gerekli olmayan çerezler olarak adlandırılır. Bu çerezleri web sitenizde çalıştırmadan önce kullanıcının onayını almanız zorunludur.