Okullarda Şiddet: Münferit Değil, Birikimli Bir Sorun

Anasayfa 5 Blog 5 Okullarda Şiddet: Münferit Değil, Birikimli Bir Sorun
ADR Istanbul

ADR Istanbul

ADRIstanbul kurum, kuruluşlar, yatırımcılar, işverenler, devletler arasındaki özel hukuk uyuşmazlıklarında kalıcı, sürdürülebilir, katma değeri yüksek anlaşmalara hızla ulaşılması için servis veren bir platformdur.

16 Nis 2026

School Violence

Kahramanmaraş’ta yaşanan katliam, yalnızca bir güvenlik açığını değil, yıllardır biriken ve adını koyamadığımız bir toplumsal kırılmayı görünür kıldı.

Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde 16 kişinin yaralandığı okul saldırısının ardından, bir gün sonra Kahramanmaraş’ta 14 yaşındaki bir öğrencinin gerçekleştirdiği saldırıda 9 kişi hayatını kaybetti, 13 kişi yaralandı.

Bu iki olay, tekil vakalar olarak değerlendirilemeyecek kadar kısa bir zaman aralığında ve benzer bir zeminde ortaya çıktı.

ADRİstanbul olarak bu olayları habercilik perspektifinden ele almayacağız. Çünkü “ne oldu” sorusu zaten biliniyor. Asıl soru şu: Bu çocuklar neden bu noktaya geldi? Ve sisteme baktığımızda, neden şaşırmıyoruz?

Daha önceki yazılarımızda Türkiye’deki her 4 çocuktan 3’ünün zorbalıkla ya mağdur ya tanık olarak temas ettiğini ele aldık. Geleceksizlik Korkusu: Gençler Ne Düşünüyor Ne Yaşıyor? yazımızda da bu eğilim açık biçimde görülüyordu. Kahramanmaraş, bu iki çalışmanın kesiştiği noktada duruyor.

Öfkenin Anatomisi: Bir Çocuk Nasıl Bu Noktaya Gelir?

Saldırgan çocuğun dijital izleri, bu olayı salt bir güvenlik sorununa indirgemememiz gerektiğini gösteriyor. Bu dijital izler, çevrim içi radikalizasyon eğilimleriyle temas etmiş olabileceğine işaret ediyor. Bu kültürün temelinde, dünyaya ve insanlara karşı derinleşen bir öfke, kendini kurban olarak konumlandırma ve nihayetinde bu öfkenin dışa vurulmasını meşrulaştıran bir ideoloji yatıyor.

Bu durum Türkiye’ye özel değil. Batı’da “school shooter” profillerine bakıldığında benzer örüntüler görülüyor: sosyal izolasyon, akran dışlanması, dijital radikalizasyon ve bir an için “görünür” olma arzusu. Araçlar değişiyor, coğrafya değişiyor; ama altta yatan dinamikler çarpıcı biçimde örtüşüyor.

Önemli soru şu: Bu çocuklar ne zaman görülemez hale geldi?

Daha Önce de Söyledik: Zorbalık Görünmez Kalıyor

2025’te paylaştığımız bir içerikte şu veriler öne çıkıyordu: Türkiye genelinde çocukların yüzde 23’ü sistematik olarak akran zorbalığına uğruyor. Yüzde 50’si bu zorbalığa tanık oldu. Yalnızca yüzde 24’ü bu döngünün dışında kaldı.

Zorbalık yüzde 95 oranında okulda başlıyor. İlk adım genellikle sözlü alay, dışlama ve lakaplarla atılıyor. Okullar bu durumu çoğunlukla hafife alıyor; fiziksel şiddet olmadan müdahale edilmiyor. Oysa sözlü zorbalık da eş derecede yıkıcı.

“Çok ağlamamaya çalışıyorum. Google’a sordum, çok ağlayınca beyin hücreleri ölüyormuş.”

Bu ifade, zorbalıkla ilgili saha çalışmalarında yer alan bir çocuğa ait.

Ağlamaktan korkan, teselli için Google’a başvuran bir çocuk.

Bu cümleyi daha önce paylaştığımızda şu soruyu sormuştuk:

Kim dinledi?

Dijital zorbalık da aynı araştırmada en çok korkulan zorbalık türü olarak öne çıktı. Tehdit, alay ve dışlama artık ekranlardan akıyor; ev de güvenli alan olmaktan çıkıyor. Okuldaki öfke dijitalde büyüyor, dijitaldeki öfke okula geri dönüyor. Bu döngü, okul ve dijital ortam arasında karşılıklı olarak besleniyor.

Sistemin Sessizliği

Mart 2026’da Türkiye genelinde gerçekleştirilen bağımsız bir araştırmada, katılımcıların yüzde 93,1’i şiddet riski taşıdığı bilinen öğrenciler için okullarda yeterli önlem alınmadığını ifade etti. Bu oran neredeyse oybirliği.

Ama sorun yalnızca önlem eksikliği değil. Okullar şu an çocukları bütünsel olarak izleyecek bir kapasiteden yoksun. Rehber öğretmen sayıları sembolik düzeyde, psikolojik destek hizmetleri kâğıt üzerinde var. Bir çocuğun hangi dijital içeriklere maruz kaldığını, hangi düşünce sistemlerinin içine girdiğini, ne hissettiğini fark edecek bir erken uyarı mekanizması yok.

UNESCO’nun verileri bu tabloyu uluslararası bir perspektife oturtuyor: Zorbalığa maruz kalan öğrencilerin yalnızlık hissi ve intihar düşüncesi yaşama ihtimali iki kat daha fazla. Sorun Türkiye’ye özgü değil; ama Türkiye’deki sistemin bu sorunu kapsayacak altyapısı da henüz yok.

Sistemin en büyük refleksi şu ana kadar cezalandırıcı oldu: sürgün, uzaklaştırma, not kırma. Uluslararası araştırmalar bu yaklaşımın işe yaramadığını defalarca gösterdi. Sıfır tolerans politikaları öğrencileri okul dışına itiyor, dışlandığını hisseden çocukları daha da yalnızlaştırıyor ve şiddetin yeniden üretilmesine zemin hazırlıyor.

Gençliğin Genel Tablosunu Unutmayalım

Geleceksizlik Korkusu yazımızda şunu ortaya koymuştuk: Türkiye’de gençlerin yüzde 22’si kendini mutsuz ya da çok mutsuz olarak tanımlıyor. 2015’teki oran yüzde 9’du. On yılda bu rakam neredeyse iki buçuk katına çıktı.

Her 10 gençten 8’i temel özgürlüklerinin tehdit altında olduğunu düşünüyor. 17-25 yaş grubunun yarısı beş yıldan uzun bir dönemi planlayamıyor. Kültürel hayattan kopukluk, ekonomik belirsizlik, sosyal izolasyon ve psikolojik kırılganlık; bu dört eksen gençliği tarif ediyor.

Kahramanmaraş’taki çocuk bu tablonun en uç noktasına düştü. Ama bu tablo sadece o çocuğun tablosu değil. Milyonlarca çocuğun, farklı derecelerde, içinde yaşadığı bir gerçek.

Cezalandırmak Değil, Onarmak: Okullarda Alternatif Çatışma Çözümü

Kahramanmaraş sonrasında akla gelen ilk yanıtlar genellikle güvenlik kameraları, metal dedektörler, daha fazla personel oluyor. Bunların bir kısmı gerekli. Ama hiçbiri yeterli değil; çünkü şiddeti doğuran ilişki kırılmalarına dokunmuyorlar.

Alternatif uyuşmazlık çözümü yöntemleri, tam da bu noktada devreye giriyor. Bu yöntemler, okul ortamındaki çatışmayı ceza mekanizmasıyla değil, ilişkiyi onarma ve sorumluluk alma süreçleriyle ele alıyor. Uluslararası literatürde “restorative practices” (onarıcı uygulamalar) olarak geçen bu yaklaşımlar son yirmi yılda kapsamlı biçimde araştırıldı ve anlamlı sonuçlar verdi.

Onarıcı Çemberler (Restorative Circles)

En yaygın kullanılan ADR aracı, onarıcı çemberdir. Bir çatışmanın tarafları, belirlenmiş bir kolaylaştırıcı eşliğinde daire şeklinde oturur; her biri sırayla konuşur, dinler ve hissettiklerini ifade eder. Amaç, suçu tespit etmek değil; zararı anlamak ve onarmak.

Küçük anlaşmazlıklar, dışlamalar ve sözel zorbalık vakalarında onarıcı çemberler hem mağdur hem de zorba konumundaki çocuklara işlevsel bir çözüm sunuyor. Araştırmalar, bu sürecin empati gelişimi ve öz düzenleme becerileri üzerinde ölçülebilir etkiler yarattığını gösteriyor.

Akran Arabuluculuğu

Bir diğer önemli araç, akran arabuluculuğu. Özel eğitim almış öğrenciler, yaşıtları arasındaki çatışmalarda tarafsız üçüncü kişi olarak devreye giriyor. Bu modelin güçlü yanı, müdahalenin yetişkin otoritesinden değil, akran grubundan gelmesi; böylece hem güvenilirlik hem de sahiplenme artıyor.

ABD’de Chicago Kamu Okulları’nda yürütülen ve on yılı kapsayan bağımsız bir çalışmada, onarıcı uygulamaların hayata geçirildiği okullarda öğrenci tutuklamalarında yüzde 35 azalma, okuldan uzaklaştırma kararlarında ise yüzde 18 düşüş gözlemlendi. Aynı çalışma, öğrencilerin okula aidiyet hissi ve güvenlik algısında belirgin bir iyileşme tespit etti.

Onarıcı Konferanslar

Daha ağır vakalarda, yani fiziksel şiddet ya da ciddi zorbalık olaylarında, onarıcı konferanslar devreye giriyor. Bu süreç; mağdur, fail, aileleri ve okul topluluğunu bir araya getiriyor. Profesyonel bir kolaylaştırıcı eşliğinde, zararın boyutları konuşuluyor ve herkesin katılımıyla bir onarım planı oluşturuluyor.

Cezalandırma bu sürecin hedefi değil. Sorumluluk alma, zararı geri dönük olarak tanımlama ve ilişkiyi yeniden inşa etme, hedef. İngiltere’de Eğitim Bakanlığı’nın yaptığı değerlendirmelerde, bütünsel onarıcı uygulamaların zorbalığı önlemede en yüksek etkinlik puanına ulaştığı görüldü; ankete katılan okulların yüzde 97’si bu yaklaşımı etkili buldu.

Türkiye İçin Ne Anlatıyor Bunlar?

Türkiye’de bu yöntemler henüz sistematik biçimde uygulanmıyor. Bireysel okullarda bazı girişimler var, ama bunlar bütünlüklü bir okul politikasına dönüşmüş değil. Oysa onarıcı uygulamalar, yalnızca bir çatışma yönetim tekniği değil; okulun tamamını kapsayan bir ilişki ve iklim felsefesi olarak ele alındığında gerçek etki yaratıyor.

Bu tür yaklaşımların hayata geçmesi için temel adımlar aslında açıktır.

Başlangıç noktası, öğretmen ve okul yöneticilerine kolaylaştırıcı eğitimi vermek; devam adımı ise öğrencilere akran arabuluculuğu becerilerini öğretmek. Bu, ekstra bütçe gerektirmiyor; doğru yetkinlik aktarımı gerektiriyor. Bu alanda kurumlara yönelik yapılandırılmış destek modellerinin geliştirilmesi kritik bir ihtiyaçtır.

Okulun İşlevini Yeniden Tanımlamak

Onarıcı uygulamalar tek başına yeterli değil. Bunların işe yaraması için okulun kendisinin de dönüşmesi gerekiyor.

Okul yalnızca bilgi aktaran değil, çocuğu bütünsel olarak gören bir kurum olmak zorunda. Rehber öğretmen gerçek anlamda işlevsel olmalı; sembolik bir kadro olarak kalmaktan çıkmalı. Dijital okuryazarlık müfredata girmeli; çevrim içi radikalizasyon örüntülerini tanıyabilen bir farkındalık eğitimi bunun parçası olmalı.

Ve belki hepsinden önce: Bu çocukları görmeyi öğrenmek. Bir çocuk Google’dan teselli ararken, dijital öfke ideolojilerine ekran başında katılırken ya da okulda giderek daha da yalnızlaşırken, bunu zamanında fark edecek yetişkinlerin var olması gerekiyor. Bu bir teknoloji meselesi değil; bir dikkat meselesi.

Yüklü bir cümleyi bir kez daha kurmak zorundayız: Bu yük çocukların değil, yetişkinlerin omuzlaması gereken bir sorumluluktur. Sadece ailelerin değil; okulların, toplumun ve kurumların.

Kahramanmaraş bir son değil, bir işaret. Bunu “münferit” olarak tanımlamak, bu işareti görmezden gelmenin en kolay yolu. Biz görmezden gelmemeyi seçiyoruz.

Referanslar ve ilgili çalışmalar:

Geleceksizlik Korkusu: Gençler Ne Düşünüyor Ne Yaşıyor? ADR Istanbul

Areda Survey, Okullarda Siddet Arastirmasi, Mart 2026

TOG ve KONDA, Türkiye 100 Genç Olsaydi Raporu, 2025

UNESCO, Behind the Numbers: Ending School Violence and Bullying, 2019

University of Chicago Education Lab, Restorative Practices in Chicago Public Schools, 2022

Frontiers in Education, Restorative Practices in Reducing School Violence, 2025

PMC, Use of Restorative Justice in Schools: A Systematic Literature Review, 2022

ADR Istanbul

ADR Istanbul

ADRIstanbul kurum, kuruluşlar, yatırımcılar, işverenler, devletler arasındaki özel hukuk uyuşmazlıklarında kalıcı, sürdürülebilir, katma değeri yüksek anlaşmalara hızla ulaşılması için servis veren bir platformdur.

16 Nis 2026

Diğer Yazılarımız

Acının Gölgesinde Arabuluculuk: Tanıklık Etmek, Taşımak Değil

Acının Gölgesinde Arabuluculuk: Tanıklık Etmek, Taşımak Değil

Simone Weil 1942'de şöyle yazdı: "Mutsuz olanların bu dünyada ihtiyaç duyduğu tek şey, kendilerine dikkatlerini verebilecek insanlardır. Bir ıstırap çekene gerçekten dikkat verebilmek son derece nadir ve güç bir şeydir; neredeyse bir mucizedir. Buna sahip olduğunu...

Bizi sosyal medyada da takip edin.