Bir sabah şirketiniz hakkında bir haber yayımlanıyor.
Bir sivil toplum kuruluşu, yatırımcı ya da düzenleyici kurum; çevreyle ilgili açıklamalarınızın gerçeği yansıtmadığını öne sürüyor. “Karbon nötr”, “çevre dostu” veya “sürdürülebilir” olarak tanıttığınız ürünlerin yeterli kanıtla desteklenmediği iddia ediliyor. Sürdürülebilirlik raporunuzdaki veriler sorgulanıyor.
Bugün bu senaryo yalnızca büyük uluslararası şirketlerin karşılaştığı bir risk değil. Çevresel iddiaların doğruluğu, tüketicilerden yatırımcılara kadar birçok paydaş tarafından daha yakından inceleniyor. Greenwashing iddialarındaki artış da bunun doğal bir sonucu.
Peki böyle bir iddiayla karşılaşıldığında nasıl hareket edilmeli? Mahkeme her zaman en doğru seçenek mi, yoksa daha hızlı, daha esnek ve ticari ilişkileri koruyan başka yollar da var mı? Bu yazıda, greenwashing uyuşmazlıklarında arabuluculuğun neden önemli bir seçenek olduğunu ele alıyoruz.
Greenwashing Nedir?
Greenwashing, bir şirketin çevresel performansı veya ürünleri hakkında gerçeği yansıtmayan ya da doğrulanamayan iddialarda bulunmasıdır.
Bu her zaman kasıtlı bir yanıltma anlamına gelmez. Yeterli kanıtla desteklenmeyen açıklamalar, aşırı genelleştirilmiş ifadeler veya eksik belgeler de aynı sonuca yol açabilir.
İddialar farklı kaynaklardan gelebilir. Bir tüketici derneği, yatırımcı, rakip şirket, gazetecilik araştırması ya da düzenleyici kurum süreci başlatabilir.
Üstelik Avrupa Birliği’nin (EU) 2024/825 sayılı Empowering Consumers for the Green Transition Direktifi ile birlikte yeşil iddialara yönelik denetim daha da sıkılaşıyor. Üye devletlerce iç hukuka aktarılan direktif hükümleri 27 Eylül 2026’dan itibaren uygulanmaya başlayacak. AB pazarında faaliyet gösteren veya bu pazara ihracat yapan Türk şirketleri için bu gelişme doğrudan önem taşıyor.
İlk Tepki Neden Önemli?
Greenwashing iddiasıyla karşılaşan şirketlerin ilk verdiği tepki, hukuki sürecin yanı sıra itibarlarını da doğrudan etkileyebilir.
En sık yapılan hatalar arasında sessiz kalmak, iddiayı incelemeden kategorik biçimde reddetmek veya süreci hemen hukuki tehditlerle başlatmak yer alıyor. Bu yaklaşımlar çoğu zaman sorunu çözmek yerine büyütebiliyor.
Bunun yerine önce iddianın kapsamı değerlendirilmeli, ilgili belgeler gözden geçirilmeli ve teknik, hukuki ve iletişim boyutlarını birlikte ele alan bir yol haritası oluşturulmalıdır. Sorunun kaynağını doğru anlamadan verilen her tepki, süreci daha karmaşık hâle getirebilir.
Mahkeme mi, Arabuluculuk mu?
Greenwashing uyuşmazlıklarında her dosyanın tek bir doğru çözüm yolu yoktur. Ancak birçok durumda arabuluculuk önemli avantajlar sağlayabilir. Bir ayrımı da not etmek gerekir: arabuluculuk, taraflar arasındaki özel hukuk uyuşmazlıkları bakımından bir seçenektir; Reklam Kurulu incelemesi gibi idari süreçler bu kapsamın dışında kalır.
Mahkeme süreci kamuya açık ilerleyebilir. Bu durum yalnızca hukuki sonucu değil, şirketin itibarını, yatırımcı ilişkilerini ve müşteri güvenini de etkileyebilir. Ayrıca davalar uzun sürebilir ve belirsizlik devam ettiği sürece ticari ilişkiler zarar görebilir.
Arabuluculuk ise farklı bir yaklaşım sunar.
Süreç gizlidir. Taraflar uyuşmazlığın nedenlerini daha açık biçimde konuşabilir. Teknik uzmanların katkısıyla daha kısa sürede çözüm üretilebilir. Üstelik yalnızca tazminat değil; raporlama yöntemlerinin gözden geçirilmesi, bağımsız doğrulama mekanizmalarının kurulması veya çevresel taahhütlerin güncellenmesi gibi geleceğe dönük çözümler de geliştirilebilir.
Özellikle tarafların ticari ilişkilerini sürdürmek istediği durumlarda bu esneklik önemli bir avantaj sağlar.
Türkiye’de Hukuki Çerçeve
Türkiye’de greenwashing’i kanun düzeyinde düzenleyen özel bir mevzuat henüz bulunmuyor. Ancak Reklam Kurulu’nun 2022 tarihli Çevreye İlişkin Beyanlar İçeren Reklamlar Hakkında Kılavuzu, çevresel iddiaları doğrudan denetliyor ve Kurul bu alanda yaptırım kararları veriyor. Bunun yanında yanıltıcı ticari uygulamalar, haksız rekabet hükümleri, sermaye piyasası düzenlemeleri ve sözleşmesel yükümlülükler kapsamında da çeşitli hukuki sonuçlar doğabilir.
AB pazarına ihracat yapan şirketler açısından ise Avrupa Birliği düzenlemeleri fiilen önem kazanıyor. Bu nedenle çevresel iddiaların doğrulanabilir olması artık yalnızca kurumsal itibar açısından değil, pazara erişimin ve ticari faaliyetlerin sürdürülebilmesi açısından da kritik önem taşıyor.
Uyuşmazlık Çıkmadan Önce Neler Yapılabilir?
En etkili yöntem, uyuşmazlık ortaya çıkmadan önce hazırlıklı olmaktır.
Şirketlerin çevresel beyanlarını düzenli olarak gözden geçirmesi, bu beyanları güvenilir verilerle desteklemesi ve sürdürülebilirlik taahhütlerini gerçekçi hedeflere dayandırması önemli bir koruma sağlar.
Bunun yanında tedarikçi, yatırımcı ve iş ortaklarıyla yapılan sözleşmelerde ESG kaynaklı uyuşmazlıklara ilişkin açık hükümlere yer verilmesi ve uygun durumlarda arabuluculuk gibi alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemlerinin değerlendirilmesi, olası anlaşmazlıkların daha etkin yönetilmesine katkı sağlayabilir.
Ayrıca çalışanların ve diğer paydaşların çevresel taahhütlere ilişkin endişelerini güvenli biçimde iletebileceği iç bildirim mekanizmalarının kurulması da sorunların büyümeden tespit edilmesine yardımcı olur.
Sık Sorulan Sorular
Greenwashing iddiasına itiraz etme hakkım var mı?
Evet. İddianın gerçeği yansıtmadığını düşünüyorsanız bunu belge ve verilerle ortaya koyabilirsiniz. Ancak verilecek yanıtın içeriği kadar zamanlaması ve üslubu da önemlidir. Hukuki ve iletişim stratejisinin birlikte değerlendirilmesi sürecin sağlıklı yönetilmesine katkı sağlar.
Arabuluculuğa başvurmak zayıflık göstergesi midir?
Hayır. Aksine, arabuluculuk sürecini tercih etmek sorunu yapıcı biçimde çözme iradesini gösterir. Uluslararası uygulamada birçok şirket, özellikle ESG ve sürdürülebilirlik kaynaklı uyuşmazlıklarda mahkemeden önce arabuluculuk ve diğer alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemlerini değerlendirmektedir.
İddia doğruysa ne olur?
Bu durumda da arabuluculuk önemli avantajlar sağlayabilir. Taraflar kamuoyuna yansıyan uzun bir yargılama süreci yerine, gerekli düzeltici adımları ve geleceğe yönelik taahhütleri birlikte belirleyebilir. Böylece hem uyuşmazlığın çözümü hem de ticari ilişkilerin korunması mümkün olabilir.
Türkiye’de greenwashing uyuşmazlıklarında arabuluculuk zorunlu mudur?
Greenwashing’e özgü bir zorunluluk bulunmamaktadır. Ancak uyuşmazlık, konusu tazminat olan bir ticari dava ya da tüketici mahkemesinin görev alanına giren bir uyuşmazlık niteliğindeyse, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulması dava şartıdır. Bunun dışında taraflar sözleşmelerine arabuluculuk şartı koyabilir veya uyuşmazlık ortaya çıktıktan sonra gönüllü olarak bu yöntemi tercih edebilir.
ADRİstanbul Bu Alanda Ne Yapıyor?
Greenwashing iddiaları yalnızca hukuki değil; aynı zamanda ticari, teknik ve itibari boyutları olan uyuşmazlıklardır. Bu nedenle çözüm süreci, farklı disiplinleri bir araya getiren bütüncül bir yaklaşım gerektirir.
ADRİstanbul, Green ADR alanındaki bilgi birikimiyle greenwashing iddiaları, ESG taahhütlerinden kaynaklanan uyuşmazlıklar ve çevresel etki anlaşmazlıklarında arabuluculuk, kolaylaştırıcılık ve ön değerlendirme hizmetleri sunmaktadır. Her uyuşmazlığın kendine özgü özellikleri bulunduğundan, ilk adım çoğu zaman hangi çözüm yönteminin en uygun olduğunun birlikte değerlendirilmesidir.
Uyuşmazlığınızın niteliğini değerlendirmek veya size en uygun çözüm yolunu belirlemek için ADRİstanbul’dan ön değerlendirme talep edebilirsiniz.
Kaynaklar
- Directive (EU) 2024/825 on Empowering Consumers for the Green Transition (EUR-Lex).
- C. Ticaret Bakanlığı Reklam Kurulu, Çevreye İlişkin Beyanlar İçeren Reklamlar Hakkında Kılavuz (2022).
- ICC Commission Report. Resolving Climate Change Related Disputes through Arbitration and ADR.
- Linklaters Sustainable Futures. ESG Legal Outlook 2026.
- McCann FitzGerald LLP. The Evolving Landscape of Global Climate Change Litigation.
- Kluwer Arbitration Blog. It’s Not Easy Being Green: ESG, Arbitration and the Future of Dispute Resolution.
- 6325 Sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu.
- 6502 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun.
- 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu (haksız rekabet hükümleri).




