Türkiye’nin İklim Kanunu Üzerine Bir İnceleme

Anasayfa 5 Blog 5 Türkiye’nin İklim Kanunu Üzerine Bir İnceleme
ADR Istanbul

ADR Istanbul

ADRIstanbul kurum, kuruluşlar, yatırımcılar, işverenler, devletler arasındaki özel hukuk uyuşmazlıklarında kalıcı, sürdürülebilir, katma değeri yüksek anlaşmalara hızla ulaşılması için servis veren bir platformdur.

7 Tem 2025

iklim kanunu

Türkiye, iklim değişikliğiyle mücadelede uzun süredir uluslararası platformlarda taahhütlerde bulunan ancak iç hukuk düzeyinde bu taahhütleri bütüncül bir çerçeveye oturtmakta geciken ülkeler arasında yer alıyordu. 2021 yılında Paris Anlaşması’nın onaylanmasının ardından 2053 net sıfır emisyon hedefi ilan edilmiş, bu hedefe ulaşmak için gerekli yasal düzenlemelerin hazırlık süreci başlamıştı. 2025 yılı Temmuz ayında yürürlüğe giren İklim Kanunu, Türkiye’nin iklim politikaları açısından hem hukuki hem de kurumsal düzeyde yeni bir dönemin habercisi olarak değerlendiriliyor.

Yasama Süreci ve Kanunun Ortaya Çıkış Dinamikleri

Türkiye’de İklim Kanunu’na duyulan ihtiyaç, yalnızca çevresel kaygılardan değil; ekonomik dönüşüm, uluslararası yükümlülükler ve sürdürülebilir kalkınma hedeflerinden de kaynaklanmaktadır. 2021 yılında Paris Anlaşması’nın Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından onaylanması, iklim değişikliğiyle mücadelede yasal bir dayanak oluşturulmasının önünü açmıştır. Bu onayla birlikte Türkiye, küresel ısınmayı 1,5°C ile sınırlandırma hedefini kabul etmiş ve uzun vadeli iklim politikalarını iç hukukta tanımlama sorumluluğunu üstlenmiştir.

İklim Kanunu’nun hazırlık süreci, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından yürütülen teknik çalışmalarla başlamış; taslak metin sivil toplum, özel sektör ve akademik çevrelerin katkısına açık hale getirilmiştir. Bu dönemde kamuoyunun görüşüne sunulan taslak üzerinden yapılan değerlendirmeler, özellikle kurumsal yapı, emisyon ticareti ve yeşil finansman başlıklarında yoğunlaşmıştır.

Yasa teklifinin TBMM’ye sunulması 2025 yılının ilk yarısında gerçekleşmiş ve ardından ilgili ihtisas komisyonlarında teknik tartışmalar yürütülmüştür. Komisyon görüşmelerinde özellikle karbon piyasalarının altyapısı, yerel yönetimlerin yetki sınırları ve iklim uyum stratejilerinin nasıl işletileceği gibi konular öne çıkmıştır. Teklifin Genel Kurul’da kabul edilmesiyle birlikte, Türkiye tarihinde ilk kez iklim değişikliğini doğrudan konu alan, bütüncül bir yasal metin yürürlüğe girmiştir.

Bu süreçte dikkat çeken bir diğer unsur ise, İklim Kanunu’nun yalnızca çevre politikası değil; aynı zamanda enerji, ulaşım, sanayi, finans ve şehircilik alanlarını da kapsayan çok boyutlu bir yasal düzenleme olmasıdır. Bu yönüyle kanun, Türkiye’nin iklimle bağlantılı tüm politika alanlarını eşgüdüm içinde ele alması gereken yeni bir yönetişim modeline işaret etmektedir.

Kanunun Genel Yapısı ve Kapsamı

Türkiye’nin İklim Kanunu, 30’un üzerinde maddeyle iklim değişikliğiyle mücadeleyi ve iklim değişikliğine uyumu kurumsal, teknik ve hukuki bir çerçevede düzenlemeyi amaçlayan bir temel yasa niteliğindedir. Kanun hem uzun vadeli hedefleri hem de bu hedeflere ulaşmak için izlenecek mekanizmaları içeren sistematik bir yapı üzerine kuruludur. Bu yönüyle bir “çerçeve kanun” olmasına rağmen, bazı bölümleriyle doğrudan uygulama hükmü taşıyan düzenleyici normlar da içermektedir.

Kanun metni, “amaç ve kapsam” maddeleriyle başlamakta; tanımlar ve ilkelerle devam etmektedir. Kanunun amacı, sera gazı emisyonlarını azaltmak, iklim değişikliğine uyum politikalarını geliştirmek ve bu süreçte kamu, özel sektör ve bireylerin sorumluluklarını düzenlemektir. Kanun, yalnızca çevreyi koruma değil, aynı zamanda ekonomik dönüşümü yönlendirme işlevi de üstlenmektedir.

Tanımlar kısmı, “iklim nötrlüğü”, “karbon bütçesi”, “emisyon ticareti”, “iklim uyumu” gibi yeni kavramları Türk hukuk sistemine kazandırmaktadır. Bu tanımlar hem kamu yönetimi hem de özel sektör için standart bir terminoloji oluşturmayı hedeflemektedir. Ayrıca “ulusal katkı beyanı”, “iklim riski”, “iklim dostu teknoloji” gibi teknik terimlerin de mevzuat düzeyinde netleştirilmesi, uygulamada yaşanabilecek belirsizlikleri azaltmayı amaçlamaktadır.

Kanunun kapsamı ise oldukça geniştir. Yalnızca çevre yönetimini değil; enerji üretimi, ulaşım planlaması, şehircilik uygulamaları, sanayi faaliyetleri, tarım politikaları ve hatta kamu ihale süreçlerini doğrudan etkileyecek şekilde düzenlemeler içermektedir. Bu durum, iklim değişikliğiyle mücadelenin yalnızca ekolojik değil, aynı zamanda ekonomik ve sosyal bir yeniden yapılanma süreci olduğunu ortaya koymaktadır.

İklim Kanunu, ayrıca ikincil düzenlemelere ve uygulama yönetmeliklerine geniş bir alan bırakmaktadır. Emisyon ticareti sistemi, karbon fiyatlandırması, raporlama standartları ve yeşil finansman mekanizmaları gibi pek çok alan, ileride çıkarılacak yönetmeliklerle somutlaştırılacaktır. Bu durum, kanunun yürürlüğe girmesiyle birlikte yeni bir mevzuat üretim sürecinin de başladığına işaret etmektedir.

Kanunun Ana Başlıkları ve Getirdiği Yenilikler

Yeni İklim Kanunu, yalnızca çevreyle ilgili sınırlı bir düzenleme değil; çok sektörlü bir dönüşümün hukuki altyapısını oluşturan, çeşitli politika araçlarını sistematik biçimde bir araya getiren kapsamlı bir metindir. Aşağıda, kanunun öne çıkan başlıkları ve bu başlıklar altında getirilen yapısal yenilikler incelenmektedir.

a. Ulusal İklim Stratejisi ve Uyum Politikaları

Kanun, Türkiye’nin uzun vadeli iklim hedeflerini hukuki zemine taşıyarak “2053 net sıfır emisyon” taahhüdünü bağlayıcı hale getirmiştir. Ulusal İklim Değişikliği Stratejisi ve Uyum Eylem Planı, bu hedefin uygulanmasına yönelik temel belge olarak tanımlanmıştır. Bakanlık koordinasyonunda hazırlanacak bu strateji belgesi, beşer yıllık dönemler halinde güncellenecek ve sera gazı azaltımı ile iklim değişikliğine uyum başlıklarını kapsayacaktır.

İklim uyumu, kanunda ayrı bir politika alanı olarak düzenlenmiş; su kaynakları yönetiminden kıyı şehirlerinin planlanmasına kadar geniş bir yelpazede kamu kurumlarına sorumluluklar yüklenmiştir. Bu yönüyle kanun, yalnızca emisyon azaltımına değil, iklim değişikliğinin mevcut ve olası etkilerine karşı dirençli bir toplum yapısının kurulmasına da odaklanmaktadır.

b. Kurumsal Yapılanma ve Yönetişim Modeli

İklim Kanunu ile birlikte “İklim Değişikliği Koordinasyon Kurulu” kurulmuş; bu kurul, iklim politikalarının planlanması, izlenmesi ve uygulanmasından sorumlu merkezi organ olarak tanımlanmıştır. Kurul; bakanlıklar, yerel yönetimler, özel sektör temsilcileri, akademi ve sivil toplum kuruluşlarını kapsayan çok aktörlü bir yapıya sahiptir.

Ayrıca, her kamu kurumuna kendi alanında iklim eylem planı hazırlama ve uygulama yükümlülüğü getirilmiş, yerel yönetimlerin iklim değişikliğine uyum eylem planları hazırlaması zorunlu hale getirilmiştir. Bu yeni yönetişim modeli, çok düzeyli ve çok paydaşlı bir iklim yönetimini benimsemekte; merkeziyetçilikle yerel sorumluluğu dengelemeyi amaçlamaktadır.

c. Emisyon Ticaret Sistemi (ETS) ve Karbon Piyasası

Kanunun en dikkat çekici yeniliklerinden biri, Türkiye’de emisyon ticareti sisteminin (ETS) kurulmasıdır. Bu sistemle, belirli sektörlerdeki büyük kirleticilere sera gazı salım sınırları getirilecek; fazla emisyon yapanlar piyasadan “emisyon hakkı” satın almak zorunda kalacaktır. Bu sayede, karbonun bir maliyeti olacak ve piyasa mekanizmaları yoluyla emisyon azaltımı teşvik edilecektir.

ETS’nin uygulanacağı sektörler, sınır değerler ve piyasa kuralları daha sonra çıkarılacak ikincil mevzuat ile belirlenecektir. Ancak yasanın bu çerçeveyi öngörmesi, Türkiye’yi Avrupa Birliği’nin Sınırda Karbon Düzenlemesi (CBAM) gibi küresel mekanizmalarla uyumlu hale getirme yönünde önemli bir adım olarak değerlendirilmektedir.

d. Yeşil Finansman ve Yatırım Teşvikleri

İklim Kanunu, çevreci yatırımları desteklemek amacıyla yeşil finansman araçlarına yasal dayanak sağlamaktadır. Kanunda açıkça, “iklim dostu yatırımların desteklenmesi” ilkesi benimsenmiş; kamu yatırımlarının iklim hedeflerine uygunluğu yönünden değerlendirilmesi zorunlu kılınmıştır.

Bunun yanı sıra, özel sektöre yönelik teşviklerin yeşil kriterlere göre düzenleneceği, yeşil tahvil ve sürdürülebilir yatırım sertifikası gibi finansal araçların yasal çerçevesinin oluşturulacağı belirtilmiştir. Bankacılık ve sigortacılık sektörü için çevresel risklerin değerlendirilmesine dair yükümlülükler de öngörülmektedir.

Uygulama Araçları ve Yaptırım Mekanizmalarıiklim kanunu

İklim Kanunu’nun başarısı, yalnızca hedeflerin belirlenmesine değil; bu hedeflerin etkili bir şekilde uygulanmasına ve denetlenmesine bağlıdır. Bu nedenle yasa, uygulamayı somutlaştıracak çeşitli araçlar ve yükümlülükler içermektedir. Aynı zamanda, bu yükümlülüklere uyulmaması halinde devreye girecek yaptırım mekanizmaları da sistemin işlerliği açısından kritik öneme sahiptir.

a. İzleme, Raporlama ve Doğrulama (MRV) Sistemi

Kanun, sera gazı emisyonlarının izlenmesi, düzenli olarak raporlanması ve bağımsız doğrulama mekanizmalarına tabi tutulması için teknik bir altyapının kurulmasını öngörmektedir. Bu süreç; şeffaflık, hesap verebilirlik ve veri temelli karar alma açısından önemli bir dayanak oluşturacaktır.

MRV sistemi, özellikle emisyon ticareti rejiminin işlerliğini sağlayacak temel araç olarak öne çıkmakta; aynı zamanda Türkiye’nin uluslararası yükümlülüklerine uygun şekilde raporlama yapmasını da mümkün kılmaktadır.

b. İdari Yükümlülükler ve Kamu Kurumlarına Sorumluluklar

Kanun, merkezi idareden yerel yönetimlere kadar birçok kamu kurumuna iklimle ilgili planlama, uygulama ve denetim sorumluluğu yüklemektedir. Bakanlıklar, kendi alanlarına özgü iklim strateji belgeleri hazırlamakla; belediyeler ise yerel iklim uyum planları yapmakla yükümlüdür.

Kamu projelerinin çevresel etkilerinin değerlendirilmesinde artık iklim risk analizi yapılması zorunlu hale gelmektedir. Bu, özellikle altyapı, ulaşım ve enerji projelerinde iklim etkisinin daha erken aşamada dikkate alınmasını sağlayacaktır.

c. Özel Sektör Yükümlülükleri

Kanun, emisyon sınırlarının uygulanacağı özel sektör kuruluşlarını izlenebilir kılmak amacıyla sera gazı envanteri oluşturma ve raporlama yükümlülüğü getirmektedir. Büyük kirletici işletmelerin, salımları yıllık olarak beyan etmeleri ve bağımsız denetimden geçmeleri zorunludur.

Ayrıca, yeşil finansmana erişim sağlayacak yatırımların da iklim hedefleriyle uyumlu olması, dolaylı bir yükümlülük olarak özel sektörü iklim dostu dönüşüme teşvik etmektedir.

d. Yaptırım Mekanizmaları

Yükümlülüklere uyulmaması halinde uygulanacak yaptırımlar; idari para cezaları, faaliyetten men, izin iptali gibi sonuçlar doğurabilecek şekilde düzenlenmiştir. Özellikle emisyon sınırlarına uymayan veya yanlış beyanda bulunan işletmeler için yaptırımlar ağırlaştırılmıştır.

Ayrıca, karbon ticareti sistemine katılmasına rağmen piyasa kurallarına aykırı hareket eden aktörler için de cezai yaptırımlar öngörülmektedir. Bu yönüyle kanun, yalnızca teşvik değil, caydırıcılık mekanizması da inşa etmektedir.

e. Uyuşmazlıkların Çözümü ve Denetim Yolları

Kanun, uygulanacak idari yaptırımlara karşı yargı yolunu açık bırakmakta; kararların idari yargıda dava konusu olabileceğini düzenlemektedir. Ayrıca, Bakanlık denetimleri yanında Sayıştay ve diğer denetim organlarının da uygulama üzerinde yetkisi bulunmaktadır. Denetim sonuçlarının kamuoyuyla paylaşılması öngörülmekte, böylece şeffaflık ilkesi pekiştirilmektedir.

Kanunun Toplumsal ve Ekonomik Yansımalarıiklim kanunu

İklim Kanunu, yalnızca çevre politikalarını değil; üretim, tüketim ve yönetişim biçimlerini dönüştürmeyi hedefleyen yapısıyla ekonomik ve toplumsal düzeyde geniş kapsamlı etkiler yaratma potansiyeline sahiptir. Bu dönüşümün yalnızca teknik değil; sosyal adalet, eşitlik ve kapsayıcılık temelinde de değerlendirilmesi gerekmektedir.

a. Sanayi ve Üretim Üzerindeki Etkiler

Türkiye ekonomisinin büyük ölçüde sanayi ve ihracat odaklı yapısı göz önüne alındığında, karbon yoğun sektörlerde faaliyet gösteren işletmeler İklim Kanunu’nun getirdiği yeni yükümlülüklerden doğrudan etkilenmektedir. Özellikle enerji, çimento, demir-çelik, otomotiv, kimya ve tekstil gibi sektörler hem sera gazı sınırları hem de yeşil dönüşüm kriterleri açısından yeniden yapılandırılmak zorunda kalacaktır.

Karbonsuzlaşma hedefleriyle birlikte üretim süreçlerinin modernizasyonu, düşük emisyon teknolojilerine geçiş ve dijital izleme altyapılarının kurulması ciddi yatırım gerektirecektir. Bu süreçte kamu desteği, teknoloji transferi ve teşvik politikaları sanayinin uyum kapasitesi açısından kritik rol oynayacaktır.

b. KOBİ’ler, Tedarik Zincirleri ve Rekabetçilik

Küçük ve Orta Büyüklükteki İşletmeler (KOBİ’ler), kaynak ve teknik kapasite bakımından büyük işletmelere kıyasla daha kırılgan konumdadır. Kanun, KOBİ’leri doğrudan hedeflemese de büyük firmaların tedarik zincirinde yer alan KOBİ’lerin dolaylı olarak emisyon raporlaması, karbon ayak izi hesaplaması gibi yükümlülüklere dahil olması beklenmektedir.

Bu durum, sürdürülebilir tedarik zinciri yönetimini zorunlu kılacak; çevresel performans, ihracat pazarlarına erişimde belirleyici bir faktör haline gelecektir. Özellikle Avrupa Birliği ile ticaret yapan firmalar için CBAM (Sınırda Karbon Düzenlemesi) kapsamında rekabet gücünü korumak, yeni standartlara hızla uyum sağlamaktan geçecektir.

c. İstihdam ve Adil Geçiş (Just Transition)

İklim politikalarının en çok tartışılan yönlerinden biri, karbon yoğun sektörlerde çalışanların geleceğidir. İklim Kanunu, “adil geçiş” ilkesine yer vererek iş gücü piyasasındaki dönüşüme hukuki bir zemin oluşturmuştur. Ancak bu dönüşümün pratiğe nasıl yansıyacağı, yeni istihdam alanlarının ne hızda ve ne nitelikte oluşturulacağı hâlen belirsizliğini korumaktadır.

Fosil yakıt sektörlerinde istihdam edilen emekçilerin eğitimi, sosyal güvence mekanizmaları, bölgesel kalkınma stratejileri gibi destekleyici politikaların kanunun ruhuna uygun şekilde yürütülmesi gerekecektir.

d. Yerel Yönetimler, Kentleşme ve Kırılgan Gruplar

İklim değişikliğinin etkileri, özellikle kentlerde yaşayan nüfus ve hassas toplumsal gruplar üzerinde daha yoğun hissedilmektedir. İklim Kanunu, yerel yönetimlere iklim uyumu açısından ciddi sorumluluklar yüklemekte; kent planlamasında afet riski, sıcak hava dalgaları, hava kirliliği ve su kıtlığı gibi faktörlerin dikkate alınmasını zorunlu kılmaktadır.

Ancak kırsal alanlar, göçmen topluluklar, yaşlılar ve düşük gelirli haneler gibi kırılgan grupların iklim politikaları içinde nasıl yer alacağı konusunda kanunda somut mekanizmaların henüz yeterince detaylandırılmadığı görülmektedir. Bu boşluk, ikincil mevzuat ve uygulama projeleriyle giderilmelidir.

Eleştiriler ve Zayıf Yönler

İklim Kanunu’nun kabulü, Türkiye’nin çevre hukuku tarihinde önemli bir aşamayı temsil etse de yasa taslağı kamuoyuna açıklandığı ilk andan itibaren çeşitli eleştirilerin hedefi olmuştur. Bu eleştiriler hem normatif yapıya hem de uygulama kapasitesine yönelik olarak dile getirilmekte; bazı yapısal risklerin altı çizilmektedir.

a. Kurumsal Kapasite ve Uygulama Sıkıntıları

Kanunun getirdiği yükümlülükler, başta yerel yönetimler olmak üzere çok sayıda kamu kurumuna önemli sorumluluklar yüklemektedir. Ancak bu kurumların çoğu, hâlihazırda iklim politikaları konusunda sınırlı insan kaynağına, veri altyapısına ve bütçeye sahiptir. Özellikle kırsal bölgelerdeki belediyelerin, iklim uyumu planlarını hazırlama ve uygulama kapasitesi büyük ölçüde yetersizdir.

Buna ek olarak, merkezi yönetimle yerel yönetim arasındaki yetki dağılımı bazı alanlarda muğlak kalmakta, uygulamada bürokratik tıkanıklıklar yaşanma riskini artırmaktadır.

b. Şeffaflık, Katılım ve Hesap Verebilirlik Sorunları

Kanunda çok paydaşlı yönetişim vurgusu yapılmasına rağmen, sivil toplumun ve meslek örgütlerinin karar alma süreçlerine gerçek anlamda nasıl katılacağı konusunda net mekanizmalar oluşturulmamıştır. Özellikle İklim Değişikliği Koordinasyon Kurulu’nun yapısında ve işleyişinde sivil denetimin ve kamuoyunun erişiminin sınırlı kalabileceği yönünde eleştiriler bulunmaktadır.

Ayrıca, izleme ve değerlendirme süreçlerinde elde edilen verilerin kamuya açık hale getirilmesine dair zorlayıcı hükümler olmaması, hesap verebilirlik açısından eksiklik olarak değerlendirilmektedir.

c. İkincil Mevzuata Aşırı Bağımlılık

Kanun, pek çok düzenlemeyi daha sonra çıkarılacak yönetmelik ve tebliğlere bırakmakta; emisyon ticareti sistemi, karbon fiyatlandırma mekanizmaları, yatırım kriterleri gibi birçok teknik detay netleştirilmemiştir. Bu durum, uygulamada belirsizliklere yol açabileceği gibi, siyasi takdir yetkisine fazla alan tanıdığı yönünde endişelere neden olmaktadır.

Mevzuatın işlevselleşmesi için Bakanlıkların hızla sektörel ve tematik yönetmelikleri hazırlaması gerekmektedir. Aksi takdirde, yasa metninin taşıdığı potansiyel, uygulamada zayıflayabilir.

d. Adil Geçiş Mekanizmalarının Yetersizliği

Kanunda “adil geçiş” ilkesine genel bir atıf yapılmakla birlikte, bu ilkenin hayata nasıl geçirileceğine dair somut politika araçları veya sosyal koruma mekanizmaları yer almamaktadır. Fosil yakıt sektörlerinde çalışan binlerce emekçinin dönüşüm sürecinde nasıl destekleneceği, istihdam kayıplarının nasıl telafi edileceği gibi sorular henüz yanıtsızdır.

Bu durum, sosyal direnç ve eşitsizlik risklerini artırabileceği gibi, iklim politikalarının toplumsal meşruiyetini zayıflatabilir.

e. Bilimsel Derinlik ve Teknolojik Yönetişim

Kanunun hazırlanmasında bilimsel danışma süreçlerinin sınırlı kalmış olması, bazı uzman çevrelerce eleştirilmiştir. Özellikle iklim modellemesi, karbon bütçesi hesaplamaları ve teknoloji yol haritaları gibi konuların yeterince teknik temellere dayandırılmadığı iddia edilmektedir.

Ayrıca, dijital altyapının (veri toplama, sensör sistemleri, yapay zekâ destekli modellemeler) mevzuata entegre edilmemesi, kanunun modern teknolojiyle uyumunu sınırlı kılabilir.

Uluslararası Karşılaştırmalı Değerlendirme

İklim değişikliğiyle mücadele, doğası gereği sınır aşan bir sorundur ve bu mücadelede ülkeler arası mevzuat uyumu, küresel hedeflere ulaşmanın temel koşullarından biridir. Türkiye’nin İklim Kanunu hem gelişmiş ekonomilerin hem de gelişmekte olan ülkelerin iklim yasalarıyla çeşitli yönlerden kıyaslanabilir.

a. Avrupa Birliği İklim Yasası ile Uyum

Avrupa Birliği 2021 yılında kabul ettiği İklim Yasası ile, 2050’ye kadar karbon nötr olmayı hukuken bağlayıcı hale getirmiştir. Bu yasa, 2030 ara hedefi (%55 emisyon azaltımı), yıllık karbon bütçeleri ve iklim uyum planları gibi mekanizmalarla ayrıntılı bir uygulama sistemine sahiptir.

Türkiye’nin İklim Kanunu da 2053 net sıfır hedefine yer vermektedir; ancak 2030 gibi ara hedefler yasal düzeyde tanımlanmamıştır. Bununla birlikte, Türkiye’nin ETS sistemini kurma kararı, AB’nin Sınırda Karbon Düzenlemesi (CBAM) gibi dış ticaretle bağlantılı uygulamaları karşısında stratejik bir uyum adımı olarak değerlendirilmektedir.

Ayrıca AB İklim Yasası, bilimsel danışma kurulları ve bağımsız değerlendirme kurumları gibi şeffaflık mekanizmalarını öne çıkarırken, Türkiye’nin yasası bu açıdan daha sınırlı bir yapıdadır. Buna rağmen, yeşil finansman araçlarının entegrasyonu ve özel sektör yükümlülükleri bakımından iki yasa arasında genel bir uyum arayışı göze çarpmaktadır.b

b. G20 Ülkeleri Arasında Türkiye’nin Konumu

G20 ülkeleri arasında hâlihazırda iklim yasası olan ülkeler sınırlıdır. İngiltere, Almanya, Fransa gibi ülkelerde uzun süredir yürürlükte olan çevre veya iklim temelli çerçeve yasalar mevcuttur. Brezilya, Güney Kore ve Güney Afrika gibi ülkeler ise iklim yasalarını farklı biçimlerde uygulamaktadır.

Türkiye’nin İklim Kanunu hem içerik hem de zamanlama açısından bu ülkelerin arasında orta düzeyde konumlanmaktadır. Yasada teknik kavramların tanımlanmış olması, karbon piyasasına geçiş hedefi ve çok sektörlü kapsama sahip olması yönünden güçlü; ancak denetim mekanizmaları, veri altyapısı ve uygulama netliği bakımından gelişmeye açık yönleri bulunmaktadır.

Türkiye’nin kanunu, G20 içinde hem Paris Anlaşması’nı geç onaylayan hem de ilk kez iklimi özel bir yasa ile düzenleyen ülkelerden biri olarak “geç ama kapsamlı” bir çerçeve çizmiştir.

c. Gelişmekte Olan Ülkelerle Karşılaştırma

Türkiye’nin yapısal ve ekonomik özellikleri itibarıyla benzerlik gösterdiği gelişmekte olan ülkelerde (örneğin Meksika, Endonezya, Kolombiya) iklim yasaları, sıklıkla kalkınma planlarıyla entegre şekilde düzenlenmiştir. Bu ülkelerde iklim yasalarının uygulama düzeyi, büyük ölçüde uluslararası finansman, teknik destek ve yerel siyasi iradeye bağlı olarak değişmektedir.

Türkiye’nin İklim Kanunu da kalkınma perspektifini ihmal etmeden çevresel koruma ve ekonomik büyüme dengesini kurmayı amaçlamakta; bu yönüyle gelişmekte olan ülkeler için model olabilecek bir ara formül üretmektedir.

türkiye iklim kanunuGenel Değerlendirme ve Yol Haritası

Türkiye’nin İklim Kanunu, yalnızca yeni bir çevre düzenlemesi değil; çok sektörlü, uzun vadeli ve çok aktörlü bir dönüşüm sürecinin hukuki temelini oluşturmaktadır. Bu yasa ile birlikte Türkiye, 2053 net sıfır emisyon hedefine giden yolda kurumsal ve stratejik bir çerçeve benimsemiş; çevre ile ekonomi, merkez ile yerel yönetim, kamu ile özel sektör arasındaki ilişkileri yeniden tanımlamıştır.

Kanun, içeriği itibarıyla güçlü yönler taşımaktadır:

  • Ulusal iklim hedeflerinin hukuk zeminine taşınması
  • Kurumsal koordinasyon yapılarının tanımlanması
  • Emisyon ticareti ve yeşil finansman gibi modern araçların benimsenmesi
  • Sektörel uyum politikalarının öngörülmesi

Bununla birlikte, uygulama başarısı büyük ölçüde şu üç temel alandaki gelişmelere bağlı olacaktır:

  1. İkincil mevzuatın hızla ve şeffaf şekilde oluşturulması

Yönetmelikler, rehberler ve teknik düzenlemelerin gecikmemesi, yasanın içeriğinin pratiğe dönüşmesi için kritik önemdedir.

  1. Kurumsal kapasitenin güçlendirilmesi

Kamu kurumlarının personel, bütçe ve teknik altyapı bakımından desteklenmesi; yerel yönetimlerin iklim uyumu planlarını hayata geçirebilmesi için fonlara erişimi kolaylaştırılmalıdır.

  1. Toplumsal katılım ve denetimin sağlanması

Sivil toplumun, meslek örgütlerinin ve akademik çevrelerin hem planlama hem de izleme süreçlerine dahil edilmesi, kanunun sosyal meşruiyetini ve uygulanabilirliğini artıracaktır.

Türkiye’nin iklim politikalarında yapısal bir kırılma noktası olarak değerlendirilebilecek bu yasa, doğru uygulandığı takdirde çevresel risklerin azaltılmasına, ekonomik dönüşümün yönlendirilmesine ve küresel iklim hedeflerine katkı sağlanmasına önemli ölçüde yardımcı olabilir. Ancak bu yalnızca hukuki bir mesele değil; siyasi irade, yönetişim kalitesi ve toplumsal sahiplenme meselesidir.

Yasanın başarısı, bu üç ayakta kurulacak dengeli ve şeffaf bir uygulama sürecine bağlıdır.

TÜRKİYE İKLİM KANUNU – TEMEL BİLEŞENLER

Ulusal İklim Hedefi | 2053 net sıfır emisyon hedefi yasayla bağlayıcı hale getirildi

Ulusal Strateji | 5 yılda bir güncellenecek iklim strateji ve uyum planı zorunluluğu

Kurumsal Koordinasyon | İklim Değişikliği Koordinasyon Kurulu ve çok paydaşlı yapı

Emisyon Ticaret Sistemi (ETS) | Karbon salımı yapan işletmelere ticari hak ve sınır sistemi

Yeşil Finansman | İklim dostu yatırımlar için teşvik ve düzenleyici çerçeve

MRV Sistemi | Emisyon izleme, raporlama ve doğrulama mekanizması

Yerel Yönetimler | Belediyelere iklim uyum planı hazırlama yükümlülüğü

Özel Sektör Yükümlülükleri | Emisyon raporlama ve çevresel performans standartları

Yaptırımlar | Para cezası, ruhsat iptali ve faaliyet kısıtlaması gibi yaptırımlar

Adil Geçiş | Sosyo-ekonomik etkiler için istihdam destekleri ve yeniden beceri kazandırma

İKLİM KANUNU – OLASI UYUŞMAZLIK ALANLARI VE SORUN BAŞLIKLARI

Emisyon Hakkı Paylaşımı | ETS kapsamındaki işletmeler arasında “karbon kotası” paylaşımı nedeniyle çıkabilecek ticari anlaşmazlıklar

Raporlama ve Doğruluk Sorunları | Emisyon verilerinin eksik, hatalı ya da kasıtlı yanlış bildirilmesine bağlı idari yaptırımlar ve hukuki ihtilaflar

Yatırım ve Teşvik Erişimi | Yeşil finansman teşviklerinden dışlanan projeler veya firmalar ile kamu kurumları arasında destekleme şartlarına dair uyuşmazlıklar

Belediye Yükümlülükleri | Yerel yönetimlerin iklim uyum planlarını uygulama kapasitesi nedeniyle merkezi idareyle yaşayabileceği sorumluluk çatışmaları

Kamusal Altyapı Projeleri | Yeni altyapı yatırımlarının iklim etkileri nedeniyle iptali ya da durdurulmasına ilişkin dava ve itiraz süreçleri

Özel Sektörde Rekabet Gerilimi | Karbon maliyetlerini karşılayamayan firmaların pazardan çekilmesi veya eşitsiz rekabet iddiaları

Sözleşmesel Uyum İhlalleri | Tarafların, mevcut sözleşmelerin iklim hedeflerine uyarlanması talebi nedeniyle karşı karşıya gelmesi

İşten Çıkarma ve Geçiş Süreci | Karbon yoğun sektörlerde yaşanacak istihdam daralması nedeniyle iş hukuku temelli bireysel ya da toplu uyuşmazlıklar

Yönetmelik Belirsizlikleri | İkincil mevzuatın netleşmemesi nedeniyle işletmelerin sorumluluklarını yerine getirmekte yaşadığı tereddütlerden doğan ihtilaflar

Kamu Denetimi ve Ceza Uygulamaları | İdare tarafından uygulanan yaptırımlara karşı açılacak iptal davaları ve hukuki denetim süreçleri

Bu İnceleme Hangi Sürdürülebilir Kalkınma Amaçlarına Hizmet Ediyor?

ADRIstanbul
ADRIstanbul
ADRIstanbul
ADRIstanbul
ADRIstanbul

İklim Kanunu Hakkında Sıkça Sorulan Sorular

1. Türkiye İklim Kanunu ne zaman yürürlüğe girdi?
İklim Kanunu, 2025 yılı Temmuz ayında yürürlüğe girmiştir. Yasama süreci 2025’in ilk yarısında tamamlanmış, TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilmiştir.

2. İklim Kanunu’nun amacı nedir?
Sera gazı emisyonlarını azaltmak, iklim değişikliğine uyum sağlamak ve bu kapsamda kamu, özel sektör ve bireylerin sorumluluklarını belirleyerek Türkiye’nin 2053 net sıfır emisyon hedefine ulaşmasını sağlamak.

3. Bu kanun Paris Anlaşması ile nasıl ilişkilidir?
Kanun, 2021’de Türkiye’nin Paris Anlaşması’nı onaylaması sonrasında, küresel taahhütlerin iç hukuka taşınması ihtiyacı doğrultusunda hazırlanmıştır. 1,5°C hedefi yasal çerçeveye kavuşmuştur.

4. İklim Kanunu kimleri kapsıyor?
Kamu kurumlarını, belediyeleri, özel sektör kuruluşlarını, sanayi tesislerini, yatırımcıları ve dolaylı olarak bireyleri kapsamaktadır.

5. Emisyon Ticaret Sistemi (ETS) nedir?
ETS, yüksek salım yapan sektörlere karbon salım sınırları getirerek fazla emisyon yapan firmaların piyasadan “emisyon hakkı” satın almasını zorunlu kılan piyasa temelli bir mekanizmadır.

6. Hangi sektörler bu sistemin kapsamına giriyor?
Enerji, çimento, demir-çelik, otomotiv, kimya, tekstil ve diğer yüksek karbon salımı yapan sanayi sektörleri ETS kapsamına alınacaktır. Sektörel listeler ikincil mevzuatla belirlenecektir.

7. Yeşil finansman nedir ve bu kanunda nasıl düzenlenmiştir?
İklim dostu yatırımların desteklenmesi için teşvik mekanizmaları öngörülmekte, yeşil tahvil ve sürdürülebilir yatırım sertifikası gibi finansal araçlar yasal dayanak kazanmaktadır.

8. Belediyeler için ne tür yükümlülükler getiriyor?
Belediyeler iklim uyum planları hazırlamak ve uygulamakla yükümlüdür. Ayrıca şehir planlamasında iklim riski değerlendirmeleri yapılması zorunlu hale getirilmiştir.

9. MRV sistemi nedir?
İzleme, Raporlama ve Doğrulama (MRV) sistemi; sera gazı emisyonlarının izlenmesini, veri temelli raporlanmasını ve bağımsız doğrulama süreçlerini kapsayan teknik altyapıdır.

10. Kanunda “adil geçiş” ne anlama geliyor?
Karbon yoğun sektörlerde çalışanların dönüşüm sürecinde sosyal güvencelerle desteklenmesi, yeni istihdam olanaklarının yaratılması anlamına gelir. Ancak detaylar ikincil mevzuata bırakılmıştır.

11. Kanun özel sektör için hangi yükümlülükleri getiriyor?
Büyük işletmelere yıllık emisyon raporlama ve bağımsız denetim zorunluluğu getirilmiştir. Ayrıca yeşil finansman araçlarına erişim için çevresel performans kriterleri zorunlu hale gelmiştir.

12. Uyum sağlanmazsa ne olur?
İdari para cezası, faaliyet durdurma, ruhsat iptali gibi ağır yaptırımlar öngörülmektedir. ETS kurallarına aykırı hareket eden firmalar için cezai düzenlemeler mevcuttur.

13. Bu kanunla kamu yatırımları nasıl etkileniyor?
Tüm kamu yatırımlarında iklim etkisi analizi zorunlu hale getirilmiştir. Projelerin iklim hedeflerine uygunluğu değerlendirme sürecine alınacaktır.

14. Sınırda Karbon Düzenlemesi (CBAM) ile ilişkisi nedir?
ETS sisteminin kurulması, Türkiye’nin AB ile ticarette CBAM uyumu açısından stratejik önemdedir. Uyum sağlanmadığında ihracatta ek karbon vergileriyle karşılaşılacaktır.

15. İkincil mevzuat ne zaman çıkacak?
Yasanın yürürlüğe girmesiyle birlikte ilgili yönetmeliklerin 2025 sonuna kadar kademeli olarak yayımlanması beklenmektedir.

16. İklim Kanunu bireyleri nasıl etkiler?
Dolaylı olarak enerji tüketimi, ulaşım tercihleri, atık yönetimi ve bireysel karbon ayak izi gibi konularda yönlendirici etkisi olacaktır.

17. Bu kanunla mahkemelik olabilir miyim?
Evet. Emisyon sınırlarına uymayan firmalar, yeşil teşviklerden dışlanan projeler ya da yatırım kararlarına yapılan itirazlar idari dava süreçlerine konu olabilir.

ADRİstanbul’un bu alandaki hizmetleriyle tanışın.

İklim Kanunu kapsamındaki yasal yükümlülükler, kurumsal yapıların sadece hukuki değil; stratejik, yönetsel ve kültürel düzeyde dönüşümünü zorunlu kılıyor.
ADRİstanbul olarak bu dönüşüm sürecine GreenADR programımızla destek veriyoruz.

GreenADR, iklim hukuku, ESG standartları ve sürdürülebilir kalkınma amaçlarıyla uyumlu, çok disiplinli bir yapısal dönüşüm programıdır. Kurumlara, sadece uyum değil; aynı zamanda risk önleme, kapasite geliştirme ve rekabet avantajı kazandırma imkânı sunar.

ADRİstanbul size şu konularda katkı sağlar:
• Boşluk analizi ve SKA uyum haritalaması: Kurumunuzun iklim kanununa, ESG standartlarına ve sürdürülebilir kalkınma hedeflerine uyum düzeyini analiz ederiz.
• İklim uyumu ve ETS risk değerlendirmesi: Emisyon ticareti sistemine geçiş sürecinde hukuki ve yönetsel riskleri tespit eder, çözümler geliştiririz.
• Yerel yönetimler ve kamu kurumları için kolaylaştırıcılık desteği: İklim eylem planlarının hazırlanması ve uygulanmasında çok paydaşlı süreçleri tasarlarız.
• Yeşil finansman ve yatırım danışmanlığı: Yeşil tahvil, sürdürülebilir yatırım sertifikası gibi araçlara erişim için strateji geliştiririz.
• Uyuşmazlık önleme ve çözüm mekanizmalarının kurulması: ETS kapsamındaki ticari ve yönetsel anlaşmazlıklar için arabuluculuk, müzakere ve ön değerlendirme mekanizmalarını yapılandırırız.
• Eğitim ve mentorluk programları: İklim kanununa uyum sürecinde üst yönetim, hukuk birimi ve operasyon ekiplerine yönelik özel eğitim ve rehberlik hizmeti sunarız.

GreenADR, sadece uyum değil; kurumsal dayanıklılık, şeffaflık ve uzun vadeli sürdürülebilirlik için yapılandırılmış bir dönüşüm sağlar.

ADR Istanbul

ADR Istanbul

ADRIstanbul kurum, kuruluşlar, yatırımcılar, işverenler, devletler arasındaki özel hukuk uyuşmazlıklarında kalıcı, sürdürülebilir, katma değeri yüksek anlaşmalara hızla ulaşılması için servis veren bir platformdur.

7 Tem 2025

Diğer Yazılarımız

Acının Gölgesinde Arabuluculuk: Tanıklık Etmek, Taşımak Değil

Acının Gölgesinde Arabuluculuk: Tanıklık Etmek, Taşımak Değil

Simone Weil 1942'de şöyle yazdı: "Mutsuz olanların bu dünyada ihtiyaç duyduğu tek şey, kendilerine dikkatlerini verebilecek insanlardır. Bir ıstırap çekene gerçekten dikkat verebilmek son derece nadir ve güç bir şeydir; neredeyse bir mucizedir. Buna sahip olduğunu...

Bizi sosyal medyada da takip edin.