İklim Kanunu korkutucu mu yoksa kurtarıcı mı?

Anasayfa 5 Berna Özer ile Derinlikli Bakış Açısı 5 İklim Kanunu korkutucu mu yoksa kurtarıcı mı?
Berna Özer

Berna Özer

Avukat, Uyuşmazlık Çözüm Uzmanı, IMI sertifikalı Arabulucuİnşaat Hukuku, Tüketici Hukuku, İş Hukuku’nda Uzman Arabulucu.İklim Yasası, Yeşil Ekonomi ve Akıllı Şehirlerde Sürdürülebilirlik Konusunda Araştırmacı ve Gözlemci
İklim Kanunu korkutucu mu yoksa kurtarıcı mı?

İçindekiler

  • İklim Kanunu’na Neden İhtiyacımız Var?
  • Doğru Zannedilen Yanlışlar Nelerdir?
  • İklim Kanunu’nun Dezavantajları Neler Olabilir?
  • Nasıl Bir Yol İzlenecek?
  • Aynı Sırada AB’de İzlenen Yol Nedir?
  • Son Söz

İklim Kanunu’na Neden İhtiyacımız var?

İklim değişikliği; fosil yakıt kullanımı, sanayi faaliyetleri, tarım, ormansızlaşma ve atık yönetimi gibi insan kaynaklı yaşamsal faaliyetler sonucunda atmosfere salınan sera gazlarının (başta karbondioksit [CO²] olmak üzere) atmosferde birikerek sera etkisi oluşturmasıyla ortaya çıkıyor. Güneş’ten gelen ışınlar yeryüzü tarafından emilip ısı olarak geri yayılıyor, sera gazları bu ısının uzaya kaçmasını engelleyerek atmosferin ısınmasına neden oluyor. Bu küresel ısınma süreci, ekosistemlerin dengesini bozarak iklim değişikliğine yol açıyor. Bu doğrultuda Avrupa, en hızlı ısınan kıta, Akdeniz de dünyanın en hızlı ısınan denizlerinden biri olma özelliğini taşıyor.

AB ise, Emisyon Ticaret Sistemi (ETS), Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) ve Kurumsal Sürdürülebilirlik Raporlama Direktifi (KSRD) gibi, Türkiye dahil ticari ilişkide bulunduğu üçüncü ülkeleri kapsayan düzenlemeler aracılığıyla yapıcı gücünü kullanarak bütüncül bir iklim değişikliği mücadelesi yürütmeye çalışıyor. Türkiye de hem bu küresel mücadeleye katkı sağlamak hem de AB ile olan ticaret hacmini koruyabilmek için, iklim ve çevre mevzuatını AB ile uyumlu hâle getirmek için mevzuatını yapılandırıyor.

Doğru Zannedilen Yanlışlar Nelerdir?

Türkiye konumu nedeniyle en hızlı ısınan ülkelerden biri. İklim değişikliğini yoğun hissetmesi sebebiyle İklim değişikliği ile mücadele temelli bir yaklaşıma sahip İklim Kanunu’nu 2 Temmuz 2025’te kabul etti. Türkiye’nin ilk İklim Kanunu olumlu bir adım olmakla birlikte, kamuoyunda ve sosyal medyada şaşırtıcı şekilde yanlış yorumlandı:

  • Taşımacılık sektörünün küresel ölçekte iklim değişikliğine en çok zarar veren alanlardan biri olması sebebiyle lojistiğe ilişkin düzenlemeler yapılması seyahat özgürlüğüne engel getirilecek şeklinde algılandı. Oysa İklim Kanunu seyahat hakkının kısıtlanması ile ilgili bir hüküm içermemektedir. Toplu taşımanın teşvik edilmesi ve toplu taşıma araçlarının elektriklendirilmesi, yani benzin yerine yenilenebilir enerji kaynaklarından üretilen elektriğin kullanılmasını öneriyor. Böylece emisyonların azaltılması sağlanarak küresel sıcaklık artışı sınırlandırılabilir, hava kirliliği ile mücadele edilebilir.
  • Bir başka endişe et yiyememek ve hayvancılığın ve tarımın sekteye uğraması hakkında. Yasa, yapay gıda ve yapay ete dair herhangi bir madde içermiyor. Türkiye’nin biyoçeşitliliğini korumayı, çölleşme ve erozyonla mücadeleyi, hayvan üreticiliğini, hayvanlardan kaynaklanan karbon emisyonlarının iklim değişikliği üzerindeki etkisinin kontrol altına alınmasını, gıda güvenliğini sağlamayı, iklim değişikliğinin etkilerine dirençli ürünleri yetiştirmeyi, iklim değişikliği tehdidi altındaki gıdaya erişimin güvence altına alınması için doğal kaynakların, ekosistemlerin ve biyolojik çeşitliliğin korunmasına önem verilerek ihtiyaç duyulan teknik ve teknolojilerin yaygınlaştırılmasını yasalaştırıyor. Böylece halkın ne yemeyeceğine karar vermeyip yiyebileceği doğal ürünlerin devamlılığını sağlamayı hedefliyor. Kanunun 5. ve 6. maddelerinde, tarım arazileri, orman, mera ve sulak alanlar gibi alanlarda karbon yutağı (karbon yutağı; karbonun doğal yollarla tutulduğu alanlardır) kayıplarının önlenmesi ve bu alanların korunarak artırılması gerektiği belirtiliyor. Özellikle 6. madde, gıdaya erişimin güvence altına alınması için doğayla uyumlu uygulamaların teşvik edilmesini amaçlıyor. Böylece tarım sektörünün daraltılması ya da bireylerin şahsi bahçecilik faaliyetlerinin yasaklanması değil, tarımsal faaliyetlerin sürdürülebilirliğini sağlamayı ve doğa ile uyumlu bir yaklaşımı destekliyor. İklim Kanunu, tarım politikalarını güçlendirerek iklim değişikliği ile beraber şiddeti ve sıklığı her geçen gün artan aşırı hava olaylarına karşı önlem alırken bir toplumun yeterli miktarda sağlıklı besine ulaşmasına yardımcı olmayı hedefliyor, bireylerin kendi bahçesinde ürün yetiştirmesi yasaklamıyor, aksine destekliyor. (Bahçe traktör ile sürülmediği için sebze meyve üretiminde fosil yakıt kullanılmaz. Benzer şekilde zararlı mücadelesinde, üretiminde fosil yakıtlar kullanılan endüstriyel ürünler yerine sirke, ceviz ağacı yaprağı gibi doğal yollar teşvik edilir.)
  • ETS adı altında vatandaşlardan vergi alınacağı iddiası hakkında ise; ETS atmosfere sera gazı salan tesislerin bu emisyonlarını (izin veya tahsisat olarak) sınırlayan ve kendi aralarında satın almalarına ve satmalarına olanak tanıyan bir piyasa mekanizmasıdır. Yani bu sistem ile bireylerden vergi alınması söz konusu değil. Aksine iklim değişikliğine neden olan sera gazlarını salan tesislerin bir maliyete katlanmasını sağlayan bir sistem. Ayrıca, iklim adaletini sağlayacak şekilde tasarlanırsa iklim değişikliğinin sel, fırtına, orman yangınları gibi olumsuz etkileri nedeniyle vatandaşın maruz kaldığı kayıp ve zararların karşılanmasına yönelik bir mekanizma olarak tanımlanabilir. Bu mekanizma, ETS gelirleriyle finanse edilebilir. Bunun yanı sıra kömürlü termik santraller gibi fosil yakıta dayalı sektörlerin kademeli olarak ortadan kalkmasıyla etkilenecek çalışanların ve geçim kaynakları bu sektörlere dayalı olan vatandaşların mağdur olmaması için de ETS gelirleri kullanılabilir.
  • İklim Kanunu suya erişim hakkını engelleyeceği hakkında ise; Küresel sıcaklık artışı ile beraber su kaynaklarımızın ciddi tehdit altında olup, İklim değişikliğinin de etkisiyle, Türkiye her geçen yıl su fakiri bir ülke olmaya daha da yaklaşıyor. Şu an yaklaşık 1.500 metreküp olan kişi başına düşen su miktarının 2030’da 1.100 metreküplere düşeceği, 2040’larda ise 700 metreküplere kadar gerileyebileceği öngörülüyor. Bir ülkede kişi başına düşen su miktarı 1000 metreküpün altındaysa su fakiri kategorisinde yer alıyor. İklim Kanunu su kaynaklarının etkin yönetimini ve sektörel bazda, örneğin tarımda, iklim değişikliğini gözeten uygulamaları teşvik eden maddeler içeriyor.

Görüldüğü üzere, İklim Kanunu iddia edildiği gibi maddeler bulunmuyor. Toplum, fikir sahibi olmadığı bir kanun teklifi karşısında yanlış bilgilerle yönlendiriliyor.

Kanunun Dezavantajları Neler Olabilir?

Diğer yandan İklim Kanunu’nun eksik kaldığı yerler de konuşulmalı ve açıklığı kavuşturulmalıdır. Başlıca dezavantajları şunlar olabilir:

1. Yasa kapsamında enerji verimliliği, atık yönetimi, çevre dostu üretim gibi konularda işletmelere yükümlülükler gelecek. Bu tür uygulamalar büyük firmalar için daha kolay uygulanabilirken, küçük esnaf ve girişimciler için ciddi maliyetler oluşturabilir:

  • Üretim yapan küçük atölyeler filtre sistemleri, enerji verimliliği gibi yatırımlara zorlanabilir,
  • Market, kafe, restoran gibi esnaflar plastik kullanımına yönelik yasaklarla karşılaşabilir,
  • Gıda ve paketleme sektöründe faaliyet gösteren küçük işletmeler, ambalajlarını değiştirmek zorunda kalabilir.

Bu tür dönüşümler için devletin destek vermemesi durumunda, birçok küçük işletme rekabet gücünü kaybedebilir ya da kapanma tehlikesiyle karşı karşıya kalabilir.

  1. Çevre dostu ürün ve hizmetlerin maliyeti çoğu zaman daha yüksektir. Bu durum, yasa sonrası fiyatlara da yansıyabilir:
  • Elektronik ürünlerde enerji sınıfı değişiklikleri nedeniyle fiyat artışı,
  • Otomobil sektöründe emisyon bazlı vergiler,
  • Gıda ve tarım sektöründe üretim maliyetlerinin artması,
  • Tek kullanımlık ürünlere gelen kısıtlamalar ve vergi yükü,

Bunlar doğrudan tüketiciye yansıyarak ekonomik baskı oluşturabilir.

  1. Yasanın en önemli risklerinden biri, yükün adil paylaşılmamasıdır. Büyük şirketlerin çevre yatırımları için daha fazla kaynağı varken, küçük işletmeler bu yükün altından kalkamayabilir. Ayrıca bazı büyük firmaların “yeşil badana” (greenwashing) yöntemleriyle yasaya yüzeysel şekilde uyum sağlayıp esas yükümlülüklerden kaçması da mümkündür. Ayrıca birçok işletme sahibi ya da esnaf, yasa kapsamında yapması gerekenleri henüz bilmediğinden, teknik terimler, raporlama sistemleri ve bürokratik süreçler hem uygulama hatalarına hem de cezai yaptırımlara neden olabilir. Aynı şekilde belediyeler ve yerel yönetimler, yasa kapsamında çeşitli sorumluluklar üstlenecek olmasına rağmen teknik altyapısı ya da personel kapasitesi bu süreci yürütecek yeterlilikte değil. Bu da yasa uygulanırken bölgeler arası eşitsizliklere doğurabilir.
  2. Kömür ve fosil yakıta dayalı sektörlerde çalışanlar bu dönüşüm sürecinde işini kaybedebilir. Bu nedenle sadece yeni iş alanları yaratmak yetmez; mevcut iş gücünün yeniden eğitilmesi, geçiş sürecinin sosyal olarak desteklenmesi gerekir.
  3. Küçük çiftçiler, yeni çevre düzenlemelerine uymakta zorlanabilir. Gübre, pestisit kullanımı, sulama yöntemleri gibi konularda yeni kriterler getirilebilir. Bu da kırsalda tarımsal üretimi ve geçimi zorlaştırabilir.

Nasıl Bir Yol İzlenecek?

AB’nin altı sektörde (çelik, alüminyum, çimento, gübre, hidrojen ve elektrik) AB’ye yapılan ithalata karbon ayak izi üzerinden uygulamaya başladığı Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması AB’ye ihracat yapan ülkeler arasında önde gelen Türkiye’deki sanayiciler için ek maliyetler oluşturuyor.

Eşitlik, iklim adaleti, ihtiyatlılık, katılım, entegrasyon, sürdürülebilirlik, şeffaflık, adil geçiş ve ilerleme yaklaşımları temel alınmak suretiyle Karbon ayak izini azaltmak için yeşil teknolojilere geçmek, sera gazı emisyonlarını azaltmak için ciddi tedbirler almak gerekiyor. Türkiye’nin öncelikli adımları şöyle olacak:

  • Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) ile AB’dekine benzer şekilde ETS sistemini kurarak, iç pazarda emisyon azaltımı için taahhütler oluşturacak ve tahsisatı aşan işletmeler bunun karşılığını ödeyecek, yapılan ödemeler AB SKDM’ sinin fiyatından düşülecek.  ETS kapsamındaki tahsisat satışı ve uygulanan para cezalarından elde edilecek gelir ise Türkiye’nin yeşil dönüşümüne yönelik teşviklere aktarılacak.
  • Türkiye Yeşil Taksonomisi kurularak sektörel ve tematik raporlar hazırlanacak; böylece finansal kaynakların yönlendirilmesi sağlanarak iklim değişikliği teşvik mekanizmaları geliştirecek, gömülü sera gazı emisyonlarının ücretlendirilecek,
  • İklim değişikliği ile mücadeleye yönelik karbon yakalama ve depolama teknolojileri ile hidrojen teknolojisi gibi teknolojik gelişmelerin izlenmesi ve hayata geçirilmesi sağlanacak,
  • Toplumsal farkındalığının artırılması ve iklim değişikliğinin etkileri konusunda toplumun bilinçlendirilmesi için eğitim ve bilinçlendirme programları düzenlenecek ve okullardan başlamak üzere kurum içinde de müfredat ile eğitim programları bu doğrultuda güncellenecek ve yeşil iş gücünün yetiştirilmesi için çalışmalar yapılacak,
  • Doğal kaynakların ve biyoçeşitliliğin korunabilmesi amacıyla iklim değişikliğine duyarlı uygulamalar geliştirilecek, İklim değişikliğine dirençli ürün deseni (Tarımsal ürün deseni, belirli bir coğrafi bölgede üretilen tarımsal ürünlerin çeşitlilik ve dağılımını ifade eden bir terimdir. Tarımda sorunların ağırlaşarak devam etmesi, yüksek girdi maliyetlerini düşürecek önlemlerin alınmaması, üretilen ürünlerin de değerinde pazarlanamaması tarımsal üretim alanlarının daralmasına neden oluyor. Çünkü, tarımsal üretimde umduğunu bulamayan üretici üretimden vazgeçiyor) ile gıda güvenliğinin sağlanması için doğal kaynakların, ekosistemlerin ve biyolojik çeşitliliğin koruma kullanma dengesini gözetecek doğal yöntemler ve uygulamalar yaygınlaştırılacak,
  • İklim değişikliği kaynaklı afetlere karşı izleme, bilgilendirme ve erken uyarı sistemleri geliştirilerek iklim değişikliğine bağlı afetlerin neden olduğu zararların azaltılmasına yönelik risk değerlendirmesi yapılacak,
  • Orman, tarım, mera ve sulak alanlarda karbon yutağı kayıplarının önüne geçmek üzere tedbirler alınacak ve su kaynaklarının etkin yönetimi sağlanarak iklim değişikliğinin etkileri en aza indirgenecek,

Görüldüğü üzere kanunun amacı; halkın yaşamını yönetmek, sınırlamak ve istemedikleri bir hayat düzeni getirmek değil, bugüne kadar doğru kullanılmayan doğal kaynakların tamamen elden gitmesine engel olmak, var olanı korumak ve çoğaltmak, hoyratça kullanılan doğal kaynaklara erişimi bazen azaltarak bazen dönüştürerek yine insanın var olması, beslenmesi, yaşaması için kullanımında tutmaktır. Kanunun doğru yorumlanması, zayıf ve anlaşılmayan taraflarının açıklığı kavuşturulması gerekmekle birlikte, bu yönleri tamamına gölge düşürecek nitelikte olmadığı kanunun muhatabı halka anlatılmalıdır. Aksi taktirde kamuoyunun yanlış yönlendirilmesi sebebiyle kanunun iyi hedeflerinin de göz ardı edilmesi söz konusu olacaktır.

Aynı sırada AB’de İzlenen Yol Nedir?

Türk kamuoyu İklim Kanunu hakkında hatalı şekilde yönlendirilirken ve ciddi şekilde vakit kaybedilirken, Avrupa İklim, Altyapı ve Çevre Yürütme Ajansı (European Climate, Infrastructure and Environment Executive Agency – CINEA), 24 Nisan 2025 tarihinde AB’nin çevre ve iklim eylemleri için ana finansman aracı olan LIFE Programı kapsamında 2025 yılı proje çağrılarını (LIFE Calls for Proposals 2025) duyurdu. Yaklaşık 600 milyon avroluk bir bütçe ile desteklenecek projeler ile, Avrupa’da doğa ve çevreyi korumayı, iklim değişikliği ile mücadele etmeyi ve temiz enerji geçişi gibi önemli alanlarda somut projeleri desteklemeyi amaçlıyor.

Öne çıkan destek alanları ve ayrılan bütçeler şöyledir:

  • Doğa ve Biyoçeşitlilik (Nature and Biodiversity) için 153,4 milyon avro,
  • Döngüsel Ekonomi ve Yaşam Kalitesi (Circular Economy and Quality of Life) için 73 milyon avro,
  • İklim Değişikliğinin Azaltılması ve Uyumu (Climate Change Mitigation and Adaptation) için 61,5 milyon avro,
  • Yeni Avrupa Bauhaus’u (New European Bauhaus)için 4 milyon avro,
  • Çevresel Yönetişim (Environmental Governance) için 7,5 milyon avro,
  • Temiz Enerji Dönüşümü (Clean Energy Transition) için 91,4 milyon avro ayrıldı.
  • Stratejik Entegre Projeler (Strategic Integrated Projects– SNAPs/SIPs) için 158 milyon avro ve teknik destek projeleri için 30 milyon avroluk ayrı bir bütçe tahsis edildi.

2025 yılı çağrısında, aşağıdaki alanlardaki projelere öncelik verileceği açıklandı:

  • Avrupa’nın doğal habitatlarının ve biyoçeşitliliğinin korunması ve eski hâline getirilmesi,
  • Döngüsel ekonomi ilkelerine dayalı olarak üretim ve tüketim kalıplarının dönüştürülmesi,
  • İklim değişikliğinin etkilerine karşı toplumsal ve ekonomik dayanıklılığının artırılması,
  • Temiz, yenilenebilir ve verimli enerji kaynaklarına geçişin hızlandırılması,
  • Çevresel yönetişim mekanizmalarının güçlendirilmesi ve kamuoyunun bilinçlendirilmesi.
  • LİFE Programı; yenilikçi ve kanıtlanabilir somut etkisi olan projeler desteklerken, projelerin başka ülkelere veya bölgelere uygulanabilir olması önem taşıyor.

Son Söz

Özetle; AB ETS’si 20 yıldır yürürlükte ve 2027 itibarıyla binalar, karayolları ve diğer bazı sektörleri kapsayacak ikinci bir ETS uygulanmaya başlayacak. Bu açıdan Türkiye, AB adayı ve gümrük birliği ortağı olan ve ihracatının %42’sini AB pazarına yapan bir ülke olarak geç kalmış durumdadır. (KOBİ’lerimizin % 25 i yeşil dönüşüme ve döngüsel ekonomiye hazırlıklı)

Ülkemizde İklim Kanunu hakkında gerçeklikten uzak söylemlerle vakit kaybederken yukarıda bahsedilen LİFE programı ile dahi AB’nin iklim kanunu uygulamak konusunda destekleyici ve sağlam adımlar atmaya devam ettiği görülmektedir.

Unutulmamalıdır ki İklim Kanunu Türkiye için ne tür kısıtlama, önlem getiriyorsa AB için de getiriyor. Bu kanun herhangi bir ülkenin Türkiye’yi oyuna getirmesine, kullanmasına hizmet etmemektedir. Bu sağlıksız düşünceler, en sıcak iklim kuşağında olan, en hızlı ısınmakta olan denizlere sahip olduğumuzu unutturmamalı, bir an önce doğru şekilde yeşil dönüşümü gerçekleştirmek yolunda kararlı olmalıyız. Kanuna ilişkin yanlış ya da eksik bilgiler, sosyal medya aracılığıyla geniş kitlelere ulaştığında, iklim değişikliğiyle mücadeleyi yavaşlatıyor ve engelliyor. Kamuoyu doğru bilgilendirilirse iklim değişikliği ile mücadelede güçlü bir araca sahip olabiliriz.

İklim Kanunu, Türkiye’nin sürdürülebilir geleceği açısından hayati önemde bir adım. Ancak bu dönüşümün adil, kapsayıcı ve destekleyici olması şart. Küçük işletmelerin yalnız bırakılmaması, vatandaşın bilinçlendirilmesi, bilgiye ve finansal desteğe erişimin kolaylaştırılması gerekiyor.

Yoksa bu iyiniyetli vizyoner yasa, toplumuzda bir “DERT” hissine dönüşebilir. Bu da Yeşil Dönüşüm’ün tüm olumlu yanlarına kör olmamıza, çağın gerisinde kalmamıza, en önemlisi aynı anda hem yazı hem kışı yaşıyoruz dediğimiz ülkemizin sera gazı altında kalmasına tanıklık etmemize neden olur.

Berna Özer

Berna Özer

Avukat, Uyuşmazlık Çözüm Uzmanı, IMI sertifikalı Arabulucuİnşaat Hukuku, Tüketici Hukuku, İş Hukuku’nda Uzman Arabulucu.İklim Yasası, Yeşil Ekonomi ve Akıllı Şehirlerde Sürdürülebilirlik Konusunda Araştırmacı ve Gözlemci

11 Ağu 2025

Diğer Yazılarımız

Acının Gölgesinde Arabuluculuk: Tanıklık Etmek, Taşımak Değil

Acının Gölgesinde Arabuluculuk: Tanıklık Etmek, Taşımak Değil

Simone Weil 1942'de şöyle yazdı: "Mutsuz olanların bu dünyada ihtiyaç duyduğu tek şey, kendilerine dikkatlerini verebilecek insanlardır. Bir ıstırap çekene gerçekten dikkat verebilmek son derece nadir ve güç bir şeydir; neredeyse bir mucizedir. Buna sahip olduğunu...

Bizi sosyal medyada da takip edin.