Anasayfa5Blog5COP31 Hakkında Bilmeniz Gereken Her Şey
ADR Istanbul
ADRIstanbul kurum, kuruluşlar, yatırımcılar, işverenler, devletler arasındaki özel hukuk uyuşmazlıklarında kalıcı, sürdürülebilir, katma değeri yüksek anlaşmalara hızla ulaşılması için servis veren bir platformdur.
Kasım 2026’da Antalya’da düzenlenecek BM İklim Zirvesi, Türkiye için hem diplomatik bir dönüm noktası hem de yeni bir sorumluluk alanı. Bu yazıda COP31 ile ilgili merak edilen tüm soruları yanıtlıyoruz.
COP nedir?
COP, İngilizce “Conference of the Parties” ifadesinin kısaltmasıdır; Türkçede Taraflar Konferansı olarak karşılık bulur. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin (BMİDÇS) en üst karar organıdır. 1992 Rio Zirvesi’nde kabul edilen bu çerçeve sözleşmeye taraf olan ülkeler, 1995’ten bu yana her yıl farklı bir ev sahipliğinde bir araya gelerek iklim politikalarını müzakere eder.
COP toplantıları, hükümetler, bilim dünyası, iş dünyası ve sivil toplumun küresel iklim eylemine ilişkin kararlar aldığı, taahhütleri netleştirdiği ve uygulamaları izlediği evrensel bir platformdur. Bugüne kadar en belirleyici çıktı, 2015 yılındaki COP21’de kabul edilen Paris Anlaşması olmuştur.
COP31 ne zaman ve nerede yapılacak?
COP31, 9-20 Kasım 2026 tarihleri arasında Antalya EXPO Center’da gerçekleştirilecek. Liderler Zirvesi ise 11-12 Kasım’da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ev sahipliğinde, Antalya’da yapılacak.
Zirveye katılım geniş: devlet ve hükümet başkanları, bakanlar, müzakereciler, iş dünyası, sivil toplum ve uluslararası medya Antalya’da buluşacak.
Türkiye COP31’i nasıl yönetiyor?
COP31, Türkiye ile Avustralya arasında geliştirilen ve COP tarihinde bir ilk olan iş birliği modeliyle yürütülüyor. UNFCCC’nin resmî belgesi olan Türkiye-Avustralya Ortaklık Mutabakat Tutanağı’na göre roller şu şekilde ayrılmış durumda:
Türkiye, ev sahibi ülke olarak UNFCCC ile Host Country Agreement (Ev Sahibi Ülke Anlaşması) imzaladı; konferansın tüm operasyonel ve lojistik gerekliliklerini üstleniyor; COP31 Eylem Gündemi’nden sorumlu, BM Yüksek Düzeyli İklim Şampiyonu’nu atama yetkisine sahip.
Avustralya ise COP31 Başkanı tarafından “Müzakere Başkanı” (President of Negotiations) olarak atanıyor ve bu sıfatla müzakere süreçleri üzerinde münhasır yetkiye sahip; gündem maddelerini şekillendiriyor, taslak metinleri hazırlıyor ve nihai kararların çıkış sürecini yönetiyor.
COP31 Başkanı olarak Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum görev yapıyor. Avustralya İklim Değişikliği ve Enerji Bakanı Chris Bowen ise Müzakere Başkanı sıfatıyla aynı zamanda COP31 Başkan Yardımcısı olarak atanmış durumda. Türkiye’nin Baş İklim Müzakerecisi ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakan Yardımcısı Fatma Varank; COP31 İklim Yüksek Düzeyli Şampiyonu ise Sıfır Atık Vakfı Başkanı Samed Ağırbaş.
Bu model, önceki bazı COP’larda lojistik kısıtlamalar nedeniyle yaşanan ayrışmaların aksine, iki ülkenin müzakere eşiğinde bilinçli olarak tasarladığı ilk yapısal ortaklık olma özelliği taşıyor.
COP31 öncesinde ne süreçler yaşandı?
COP31 hazırlık süreci yalnızca bir zirveden ibaret değil. Haziran 2026’da Almanya’nın Bonn kentinde gerçekleştirilen SB64 teknik müzakere konferansı, COP30 ile COP31 arasındaki köprü işlevini gördü. İstanbul’da da Bakan Kurum’un ev sahipliğinde iki günlük başlangıç toplantıları düzenlendi; BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi İcra Sekreteri Simon Stiell, COP30 Başkanı André Corrêa do Lago ve Avustralya heyetinin katıldığı bu toplantılarda COP31 vizyonu ve eylem gündemi masaya yatırıldı.
Zirve öncesinde bir de Pre-COP toplantısı var: 5-8 Ekim 2026’da Fiji’de, ada devletlerinin iklim etkilerine odaklanan ve Tuvalu’da gerçekleştirilecek özel bir liderler toplantısıyla birlikte yürütülecek.
COP31’in ana teması ne?
COP31, resmi olarak “Uygulama COP’u” olarak tanımlanıyor. Temel hedef şu: çok taraflı taahhütler ile gerçek dünyadaki uygulama arasındaki uçurumu kapatmak. İlk Küresel Envanter Süreci, Paris Anlaşması hedefleri ile fiili dönüşüm arasında büyük bir mesafe olduğunu ortaya koydu. COP31’in misyonu bu mesafeyi somut mekanizmalarla daraltmak.
Türkiye’nin benimsediği üç temel değer şunlar: diyalog, uzlaşı ve aksiyon. Slogan: “Geleceğin COP’u.”
Bakan Kurum’un Bonn’daki sözleri bu anlayışı özetliyor: “Bugün dünya yalnızca yeni kararlar beklemiyor. Dünya verilen kararların hayata geçtiğini görmek istiyor.”
COP31’in gündeminde ne var? 10 öncelikli tema neler?
Bakan Kurum, Haziran 2026’daki Bonn konferansında COP31 Eylem Gündemi’nin 10 öncelikli temasını açıkladı. Kamuoyuyla paylaşılan temalar şunlar: sıfır atık ve metan azaltımı, temiz enerji ve elektrifikasyon, gıda güvenliği, yeşil sanayileşme, okyanuslar, dirençli şehirler, gençlik katılımı, sağlık sistemleri ve ulusal katkı beyanları (NDC’ler). Resmî açıklamalarda öncelikli temaların büyük bölümü kamuoyuyla paylaşılmış olmakla birlikte, bazı başlıkların detayları COP31 hazırlık süreci boyunca netleşmeye devam etmektedir.
Tüm bu temalar boyunca finans, teknoloji transferi ve kapasite geliştirme yatay öncelikler olarak ele alınıyor.
COP31’in küresel hedefleri neler?
Bonn sürecinde küresel uygulama hedeflerinin bir bölümü kamuoyuyla paylaşıldı; nihai çerçevenin Antalya’da tamamlanması öngörülüyor. Açıklanan hedefler şunlar: 2035 yılına kadar yüzde 35 küresel elektrifikasyon oranı, atık üretiminde yüzde 50 azaltım, binalarda enerji kullanım yoğunluğunda yüzde 25 azalma ve sanayide döngüsel malzeme kullanımında yüzde 15 artış.
COP30’dan ne devralındı?
COP30, Brezilya’nın Belém kentinde 10-21 Kasım 2025 tarihleri arasında gerçekleşti. BM iklim müzakerelerindeki kurallar artık tamamlandı; Belém süreci kural koymaktan uygulamaya geçişin sembolü oldu.
Ülkeler, tüm kaynaklardan 2035 yılına kadar yılda en az 1,3 trilyon dolar iklim finansmanı seferber etmeyi, uyum finansmanını 2035’e kadar üçe katlamayı ve kayıp ile zarar fonunun yenileme döngülerini işletmeyi kabul etti.
Ancak en büyük boşluk kapanmadı: fosil yakıtlardan çıkışa ilişkin net ve bağlayıcı bir taahhüt verilemedi. COP28’de kabul edilen “fosil yakıtlardan adil, düzenli ve eşit bir geçiş” ifadesinin ötesine geçilemedi. Bu eksiklik COP31’e taşınan en ağır gündem maddelerinden biri.
COP31’in görevi bu taahhütleri kâğıttan sahaya taşımaktır.
Dünya COP31’den ne bekliyor?
Beklentiler üç eksende yoğunlaşıyor.
Birincisi finansman: gelişmekte olan ülkeler, Paris’te verilen iklim finansmanı taahhütlerinin somut mekanizmalara dönüşmesini bekliyor. Bonn’da gelişmiş ülkelerin Adil Geçiş Mekanizmasına bütçe ayırmayı reddetmesi bu gerilimi daha da keskinleştirdi.
İkincisi NDC’ler: ülkelerin daha iddialı Ulusal Katkı Beyanları sunması bekleniyor. Mevcut taahhütler küresel emisyonları 2035’e kadar yalnızca yüzde 12 oranında azaltıyor; oysa 1,5°C hedefi için gereken azaltım yüzde 55 düzeyinde.
Üçüncüsü uygulama: dünya, verilen sözlerin hayata geçtiğini gösterecek somut ilerleme ve hesap verebilirlik mekanizmaları görmek istiyor.
Sivil toplum cephesinden ise çok daha sert bir uyarı geliyor: tıkanıklıklar aşılmazsa COP31, icraat üretilemeyen içi boş bir sohbet kulübüne dönebilir.
ABD bu süreçte nerede?
Trump yönetimi 7 Ocak 2026’da ABD’yi UNFCCC’den çekti. Bu, ABD’yi bu çerçeve sözleşmeden ayrılan tarihte ilk ve tek ülke konumuna getirdi. Bu gelişme küresel iklim finansmanı ve kolektif taahhütler üzerindeki baskıyı önemli ölçüde artırıyor; COP31 müzakereleri için arka planın en kritik parçalarından birini oluşturuyor.
Türkiye’nin evsahipliği neden önemli?
Türkiye’nin COP31 ev sahipliği, coğrafi konumundan bağımsız düşünülemez. BM Türkiye Mukim Koordinatörü Dr. Babatunde Ahonsi, Türkiye’nin doğu ile batıyı, kuzey ile güneyi birbirine bağladığını; Avrupa’yı Orta Doğu ve Afrika ile buluşturduğunu ve bu köprü konumunun COP31 müzakerelerine olumlu yansıyacağını vurguladı. Aynı yetkili, Türkiye’nin uluslararası sorunlarda diyalog ve arabuluculuk yoluyla elde ettiği deneyimin Antalya’daki süreçlere katkı sağlayacağını da belirtti.
Bunun yanı sıra Türkiye, iklim krizinin en doğrudan hissedildiği Akdeniz havzasında yer alıyor. Kuraklık, orman yangınları ve su stresi bu coğrafyanın gündelik gerçekleri. Akdeniz, küresel ortalamadan daha hızlı ısınıyor. Ev sahipliği, bu gerçekleri küresel müzakere masasına taşıma fırsatı sunuyor.
Türkiye’nin kendi iklim politikaları nasıl bir tablo çiziyor?
Türkiye, Paris İklim Anlaşması’nı 2021 yılında TBMM kararıyla onayladı ve ardından 2053 Net Sıfır Emisyon hedefi ile Yeşil Kalkınma Devrimi vizyonunu açıkladı.
Öte yandan sivil toplum kuruluşları, mevcut enerji politikalarının açıklanan iklim hedefleriyle uyumlu olmadığı yönünde eleştiriler dile getiriyor. Türkiye ve Avustralya’dan 94 sivil toplum kuruluşu, COP31 Başkanlığı’na yeni kömür projelerine moratoryum ilan edilmesini ve 1,5°C ile uyumlu bir NDC sunulmasını talep eden ortak bir mektup iletti. Bu gerilim, Türkiye’nin hem ev sahibi hem de taraf konumunda olmasının getirdiği karmaşık tabloyu yansıtıyor.
COP31 Türkiye’deki kurumlar için ne anlama geliyor?
COP31’in Türkiye’de gerçekleşmesi yalnızca diplomatik bir başarı değil. Uluslararası finans kuruluşları ve iklim fonlarının ilgisi artarken, temiz enerji ve iklim finansmanı alanlarında yeni yatırım kapıları açılıyor. Yenilenebilir enerji, sürdürülebilir şehircilik ve iklim uyum projeleri daha güçlü bir şekilde gündeme taşınıyor.
Bu tablo, kurumsal sürdürülebilirlik raporlaması, ESG uyumu ve iklim kaynaklı uyuşmazlıklar açısından Türkiye’deki şirketler ve kurumlar için de doğrudan sonuçlar üretiyor.
COP31 neden bir uyuşmazlık çözümü meselesi?
COP31’in “Uygulama COP’u” olarak tanımlanması, yeni bir uyuşmazlık alanını da beraberinde getiriyor. ESG standartları güçlendikçe karşılanmayan emisyon taahhütleri, yetersiz çevresel açıklamalar, greenwashing iddiaları ve adil geçiş süreçlerinin nasıl yönetileceğine dair anlaşmazlıklar hızla artıyor. Bunlar teknik ihlaller değil; meşruiyet ve güven krizleri.
Güven krizlerini mahkeme kararıyla çözmek mümkün değil. Changaroth ve Rahman’ın Commonwealth Lawyers Association platformunda ortaya koyduğu üzere, iklim uyuşmazlıklarında mahkeme yükümlülüğü netleştirebilir ama sistematik ve nesiller arası zararı onaramaz. Urgenda ve Shell davaları bunu gösterdi: mahkeme karar verdi, ama ilişkiler ve uzun vadeli uyum mekanizmaları cevapsız kaldı.
Bu noktada devreye giren arabuluculuk, kolaylaştırıcılık ve onarıcı adalet yaklaşımları yalnızca birer hukuki araç değil; taraflar arasında güven zemini kuran yapıcı diyalog mekanizmaları olarak öne çıkıyor.
ADRİstanbul bu tabloda nerede duruyor?
COP31’in Türkiye’de gerçekleşmesi, iklim ve uyuşmazlık çözümü arasındaki bağı bizim için somut ve acil bir zemine taşıyor. Bu tablo üç açıdan doğrudan ilgilidir.
Birincisi, kurumsal ESG uyuşmazlıkları: yatırımcı talepleri, tedarik zinciri gerilimleri, çevresel etki anlaşmazlıkları ve greenwashing iddiaları yapılandırılmış diyalog süreçleriyle çok daha az yıpratıcı biçimde çözülebilir.
İkincisi, çok paydaşlı uyuşmazlıklar: iklim anlaşmazlıkları çoğu zaman iki tarafı aşar. Devlet, şirket, yerel topluluklar ve gelecek nesillerin menfaatlerini bir arada gören kolaylaştırıcılık modelleri bu alanda belirleyici olmaya başlıyor.
Üçüncüsü, Türkiye’nin arabuluculuk kimliği: BM’nin de vurguladığı gibi Türkiye bir köprü ülkedir. Bu kimlik, uluslararası iklim müzakerelerinde ve uyuşmazlık süreçlerinde Türk arabulucuların konumlanabileceği özgün bir alan açıyor.
COP31, Türkiye için yalnızca bir ev sahipliği değil; iklim diplomasisi, sürdürülebilirlik ve iklim kaynaklı uyuşmazlık yönetimi alanlarında yeni bir kapasite inşa etme fırsatıdır. Bu kapasitenin zirveden sonra değil, bugünden oluşturulması gerekiyor.
ADRIstanbul kurum, kuruluşlar, yatırımcılar, işverenler, devletler arasındaki özel hukuk uyuşmazlıklarında kalıcı, sürdürülebilir, katma değeri yüksek anlaşmalara hızla ulaşılması için servis veren bir platformdur.
Mayıs 2026 ADRİstanbul Kurucusu Ferda Canözer Paksoy, The Accord Initiative tarafından 23 Mayıs - 7 Haziran 2026 tarihleri arasında düzenlenen 1. TAI Uluslararası Arabuluculuk Turnuvası'nda jüri üyesi ve değerlendirici olarak görev yaptı. Çevrimiçi formatta...
Büyük ölçekli bir inşaat projesinde sözleşme imzalandı. Taraflar masadan kalktı, ekipler sahaya indi. Aylar geçti; ödemeler gecikmekte, iş programları sürüncemede kalmakta ve tarafların mühendisleri farklı hesaplamalar yapmaktadır. Mesele henüz resmi bir uyuşmazlık...
28 Nisan Dünya İş Sağlığı ve Güvenliği Günü, bu yıl farklı bir soruyu gündeme taşıyor. ILO'nun 2026 teması net: "Sağlık ve Güvenliği Devrim Niteliğinde Değiştirmek: İşyerinde Yapay Zeka ve Dijitalleşmenin Rolü." Yapay zeka ve dijitalleşme iş güvenliğine katkı...
We use cookies on our website to give you the most relevant experience by remembering your preferences and repeat visits. By clicking “Accept”, you consent to the use of ALL the cookies.
Bu web sitesi, web sitesinde gezinirken deneyiminizi iyileştirmek için tanımlama bilgileri kullanır. Bu çerezlerin dışında, gerektiği şekilde kategorize edilen çerezler, web sitesinin temel işlevlerinin çalışması için gerekli oldukları için tarayıcınızda saklanır. Ayrıca, bu web sitesini nasıl kullandığınızı analiz etmemize ve anlamamıza yardımcı olan üçüncü taraf çerezleri de kullanıyoruz. Bu çerezler yalnızca sizin izniniz ile tarayıcınızda saklanacaktır. Ayrıca, bu çerezlerden vazgeçme seçeneğiniz de vardır. Ancak bu çerezlerden bazılarını devre dışı bırakmak, tarama deneyiminizi etkileyebilir.
Necessary cookies are absolutely essential for the website to function properly. This category only includes cookies that ensures basic functionalities and security features of the website. These cookies do not store any personal information.
Web sitesinin çalışması için özellikle gerekli olmayabilecek ve özellikle analizler, reklamlar ve diğer gömülü içerikler yoluyla kullanıcı kişisel verilerini toplamak için kullanılan çerezler, gerekli olmayan çerezler olarak adlandırılır. Bu çerezleri web sitenizde çalıştırmadan önce kullanıcının onayını almanız zorunludur.